Yenişehir’e tehlikeli atık bertaraf tesisi
Pazartesi, 06 Temmuz 2009 13:55

alt

Milliyet Gazetesi’nin 30 Mayıs 2009 tarihli sayısında yayınlanan “Sanayiciler birleşti, atık fabrikası kuruyorlar” başlıklı haber, kentimiz için çevre konularında yeniden sancılı bir sürecin başladığını duyuruyordu. Türk Metal Sanayicileri Sendikası’nın (MESS) öncülüğünde 120 milyon avro değerinde bir atık fabrikasını Yenişehir’de kurmak istemesi daha geçtiğimiz günlerde Mustafakemalpaşa İnatlar Köyü’nde yaşanan olayları aklımıza getirdi.
İnatlar Köyü’nde, ülkemizdeki yatırımlar için hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporlarının önemli bir aşaması olan halkın katılımı toplantılarına örnek teşkil edecek bir kampanya yürütüldü. Halkın istemediği tehlikeli ve tıbbi atık yakma fırını yapılamadı. Bu süreçte; siyasi etkiler, çıkarlar, kampanyalar, karşılıklı restleşmeler vb. birçok etken rol oynasa da vatandaşların “biz köyümüzde bu tesisi istemiyoz” tavrı belirleyici oldu.
Yenişehir’deki projede ise ilginç bir yön var. Yenişehirli sanayici ve işadamları da bu tesise karşı bir tavır içerisinde… Peki, işin diğer yönüne bakacak olursak bu tesisler gerçekten hiç mi gerekmiyor? Yıllık 1 milyon tonun üzerinde oluştuğu söylenen ülkemizdeki tehlikeli atıkların büyük bir kısmının akıbeti tam olarak bilinmiyor. Yakmaya karşı grupların ise bu boyuttaki bir atık problemine önerecekleri net bir çözüm yok.
Bu tesislere karşı çıkılmasının başlıca birkaç sebebi var. Bunlara geçen yazılarımdan birinde de değinmiştim. Örneğin isminde “tehlikeli” ibaresi olan bir tesise hiç kimsenin önyargısız bakması düşünülemez. Bu tesiste bertaraf edilmesi için getirilen bir atığın patlayıcı, oksitleyici, tutuşabilen, tahriş edici, zararlı, toksik, kanserojen, korozif, enfeksiyon yapıcı, teratojenik (doğuştan gelen kalıtımsal olmayan sakatlıklara yol açan), mutajenik (kalıtsal genetik bozukluklara yol açan) veya ekotoksik özelliklerden en az bir veya birkaçına sahip olması gerekiyor. Bir an için çocuğunuzun eline bu tür bir maddenin bulaştığını öğrendiğinizde vereceğiniz tepkiyi düşünün.
Bir başka faktör seçilen yerlerin uygunsuzluğu… Bu tür bir tesisi kuracağınız bölgenin yeraltı ve yerüstü suları ile bağlantısı olmamalı, tarımsal alan içinde kalmamalı, yerleşim yerine yakın olmamalı, yarattığı emisyon alıcı ortamlara ve insanlara ulaşmamalı, atık nakli için ekonomik mesafede olmalı ve ulaşım ağı güçlü olmalı.
Peki, böyle bir alan bulduğunuzda tesis yapılabilir mi? Hayır. Tesis isterse dünyanın en modern teknolojisiyle donatılsın yine de olmaz. Tesisi yapacağınız bölgedeki insanlar çevre il ve ilçelerden taşınacak ve bertaraf edilecek tonlarca tehlikeli atığın hemen yanı başlarına gelmesine razı olmalı.
Peki, ne yapmalı? Yapılması gereken şu; bu tür özelliklere sahip, bir gün içinde tonlarca tehlikeli atığı yakacak bir tesisin yer seçimi Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından yapılmalı. Ayrıca ülkemiz şartları göz önüne alındığında sadece özel sektör kontrolünde değil kamunun da içinde yer alacağı modellerde inşa edilmeli.
Öncelikli hedefi kâr elde etmek olan özel sektörün; yer seçiminden, işletime kadar bu kadar büyük bir riski yönetmesi mümkün değil. Aksi takdirde şu ana kadar karşılaştığımız gibi arsayı ucuza kapatıp, ÇED raporunu bir firmaya yaptırıp bir şekilde işi sessiz sedasız halletmeye çalışırken karşısında halkı bulur. Tehlikeli atıklarımız da evsel atıklarla karıştırılmaya, dere kenarlarına dökülmeye ve hurda niyetine satılmaya devam eder.


Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız