| Yenilenebilir enerji tartışılırken… |
| Pazartesi, 12 Temmuz 2010 10:28 | |||
![]() Enerji sektöründe son 10 yıldır yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı konusunda dünyada önemli adımlar atıldı. Yenilenebilir enerji kaynakları ile çalışan araçlar artık hayal olmaktan çıktı. Ekonomik olarak kullanılabilir hale gelmeye başladılar. Üniversitelerdeki ve otomotiv şirketlerinin AR-GE bölümlerindeki araştırmalar meyvelerini vermeye başladı. Birçok ünlü otomotiv firması elektrik ve benzin motorlu hibrit araçları piyasaya sürdü. Ülkemizde rüzgar türbinleri dönmeye başladı. Küçük hidroelektrik santraller kapanın elinde kalıyor. Kentimizde, Uludağ Üniversitesi öğretim görevlileri ve öğrencileri tarafından yapılan güneş ve hidrojen enerjili araçlar kendi kategorilerinde dereceler aldılar. Artık dünyadaki dev petrol şirketlerinin sayfalarına girdiğinizde dahi yenilenebilir enerji ve çevre konularında bölümler görebiliyoruz. Yenilenebilir enerji artık daha popüler ve kamuoyundaki algılanışı olumlu. Yenilenebilir enerji konusunda en büyük duvarlardan biri olarak algılanan fosil yakıtlar konusunda kamuoyunda bilinen genel bilgiler ile bilimsel veriler arasında ise bazı çelişkiler bulunuyor. Bu konuyu en güzel şekilde özetleyen açıklamalardan birini İTÜ Petrol ve Maden Mühendisliği Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Abdurrahman Satman yaptı. Prof. Dr. Satman, Uludağ Üniversitesi Genç Girişimciler Topluluğu tarafından düzenlenen Ulusal Yenilenebilir Enerji Kongresi’nde dünyadaki petrol rezervleri hakkında yürütülen tartışmalarla ilgili olarak, 1980’lerin başında rezervin yaklaşık 40 yıllık ömrünün kaldığının hesaplandığını, ancak bugün yapılan hesaplarda da yaklaşık 40 yıllık ömür biçildiğini belirtti. Mevcut teknoloji, arz- talep dengesi vb. pek çok bileşene bağlı olarak yapılan hesaplamaların çok gerçekçi olmadığını, ihtiyaç duyulması halinde petrolün farklı katmanlardan ve kayaçlardan da elde edilebileceğini açıkladı. O halde son yıllarda sıkça tartışılan yenilenebilir enerji gerçekten geleceğin enerji alternatifi mi? Daha doğrusu o gelecek ne kadar yakın? Bu soruların cevabını verebilmek çok kolay değil. Kanaatim o ki; petrol tröstleri ve karşı güçler arasında devam eden amansız mücadelenin kararını yine ekonomi verecek. Fosil yakıtla çalışan milyarlarca araç, binlerce termik santral vb. pek çok sistemin dayandığı bir yakıt türünün bugünden yarına değişmesini beklemek pek akıl kârı değil. Petrole dayalı endüstri de işin cabası. Yani petrol kullanımını otomobillerin motorlarında sınırlandırsanız dahi bugün kullandığımız binlerce metanın hammaddesi petrol. Kopartılan bunca gürültünün altında yatan tek gerçek ise: para, para, para. Ekonominin hassas dengeleri içinde bir aşağı, bir yukarı ilerleyen petrol ve altın piyasası yakın gelecekte enerji kaynaklarımızın ve buna bağlı olarak çevremizin kaderini de belirleyecek. Yerli sanayicimiz enerji maliyetlerini düşürebilmek için düşük kalorifik değere sahip yerli veya yüksek kalorifik değere sahip ithal kömürleri kullanan yeni yakma teknolojilerine sahip termik santrallerin peşinde koşacak. Hükümetler enerji piyasasındaki aktörlerin arasını bulmaya veya içlerinden bazılarında tercih yapmaya çalışacak. Biz çevreciler de hem güneşiyle, rüzgarıyla, suyuyla bizim olan kaynaklarımıza yönelerek enerjide bağımsız olalım hem de daha yaşanabilir bir çevreyi evlatlarımıza bırakalım diyeceğiz. Kim mi kazanır? Sonuç baştan belli. Cevap sizde saklı. Kamil Salihoğlu'nun Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|

