Üretici sorumluluğunun genişletilmesi
Pazartesi, 28 Aralık 2009 13:26


Çevrenin korunmasındaki yeni yaklaşım, kirliliğin oluşumunun engellenmesi veya kaynağında en aza indirilmesidir. Yani işletmeler, çevre konusunda oluşan kirliliğin bertarafından çok, üretimlerinde hammadde, proses, teknoloji vb. değişiklikleri yaparak eko çözümler üretme yoluna gitmektedir. İşletmeler bu yaklaşımla, hem toplam çevresel maliyetlerini azaltmakta, hem de daha verimli bir üretime kavuşmaktadır. Söylenildiği kadar kolay olmayan bu yaklaşım için başlangıçta önemli araştırma-geliştirme maliyetleri ortaya çıksa da sonuçta ulaşılan nokta daima kârlılığı getirmektedir. Yeni bir çevre politikası yaklaşımı olarak; üreticinin herhangi bir ürünle ilgili sorumluluğu, ürünün hayat döngüsü boyunca, yani müşteri sonrası aşamaya kadar genişletilmiştir. Bu yaklaşım, üretici sorumluluğunun genişletilmesi olarak adlandırılmaktadır.
OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü), 1994 yılından bu yana Üretici Sorumluluğunun Genişletilmesi  (ÜSG) konusunda birçok rapor yayınlamış ve 2001’de çıkardığı “Hükümetler için rehber kılavuz” isimli yayında da ÜSG hakkında bilgiler vererek, faydalarını ve maliyetlerini açıklamıştır.
ÜSG kısaca şu aşamalardan oluşur:                             
a) Sorumluluğun kamudan alınarak üreticiye doğru bir üst düzeye taşınması (fiziksel ve/veya ekonomik; tamamen veya kısmen),
b) Ürün tasarımında üreticilerin çevresel unsurları dikkate almasını sağlayan teşviklerin sağlanması.
ÜSG,  genellikle yasal zorunluluklar nedeniyle uygulanmaktadır. Piyasada daha çok, ürün kiralamalarda, hatalı malın geri alımında bazı şirketlerce uygulanır. Fenerol, 2004’te gerçekleştirdiği bir çalışmada; üreticilerin ürettikleri malın çevresel maliyetlerini içselleştirmeleri halinde (hammadde işleme, üretim, kullanım ve müşteri sonrası geri alma, geri kazanım, yeniden kullanım veya bertaraf) çevreci tasarımlar için teşviklerin ön plana çıktığını ifade etmiştir.
ÜSG politikaları, üründe yenilikçilik ve kirlilik önleme faaliyetlerini harekete geçirir. Bu sistemi benimseyen bir işletme; hammadde, kaynak ve enerji kullanımını azaltır, üretimde toksik kimyasal kullanımını kaldırır, malın yeniden kullanılan, geri dönüşebilen veya geri kazanılan kısmını arttırır, üretim ve nakliye sistemlerini iyileştirir ve geliştirir, malın kullanım ömrünü uzatır ve malın yeni kullanım şekillerini oluşturur (kiralama, hizmet işi vb.). Bütün bunları dikkate alarak üretimini artırmayı hedefleyen işletmeler, her gün biraz daha sıkılaşan çevresel standartlara karşı bir çeşit koruyucu hekimlik hizmeti almış olurlar.
Ülkemizde üretimin büyük çoğunluğunu gerçekleştiren küçük ve orta ölçekli işletmeler, üretim maliyetlerini düşürmek için çevresel maliyetlerini en aza indirmek hatta sıfırlamak yönünde uğraş vermektedir. Avrupa Birliği sürecinin sonu şimdilik puslu görünse de yönetmeliklerimize her gün eklenen yeni çevre maddeleri artık tüm işletmelerimizi bağlamaktadır. Bu süreçte karşılamamız gerekli çevresel standartların önemli bir kısmı üretim sektörünün çevresel etkilerinden kaynaklanmaktadır. Dönem başkanı İsveç tarafından açılması beklenen çevre bölümü bize bu sıkıntının maddi boyutunun ne kadar büyük olduğunu gösterecektir. Kirleten sanayi ve kirleten teknolojilerin yarattıkları çevresel maliyetlerin karşılanamaması nedeniyle bir süre sonra üretim dışı kalacakları açık bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız