| Uludağ su yönetimi |
| Pazartesi, 07 Aralık 2009 15:31 | |||
![]() Geçtiğimiz hafta “Uludağ’ın, dünü, bugünü, yarını” adı altında gerçekleştirilen panel, Uludağımızı yeniden gündeme getirdi. Tartışmaların ana konusu ise Uludağ’ın otorite sorununda düğümlendi. Konunun uzmanları 1961’den beri milli park statüsünde olan bu bölgenin hangi yönetim modeliyle daha iyi yönetileceği konusunu umarım sonuca bağlayabilirler. Benim bu hafta sizlerle paylaşmak istediğim konu ise Uludağ’daki çevre sorunlarının başında yer alan “SU”. Avrupa Birliği’nin suyla ilgili olarak çıkardığı “Su Çerçeve Yönetmeliği”, suyun yönetimi konusunda yeni standartlar, tarihler ve yönetim yaklaşımları ortaya koyuyor. Bu kapsamda gelinen son nokta havza yönetimi. Bölgelerin, kentlerin, ülkelerin hatta tüm Avrupa’nın önemli su kaynakları ve bu kaynakların içinde yer aldığı havzaların yönetimi uzun zamandır çalışılıyor. Ülkemizin de önümüzdeki birkaç yıl içerisinde benzer çalışmaları büyük bir hızla yürütmesi gerekiyor. Susurluk su havzası içerisinde yer alan kentimiz de artık havza yönetimini gündemine almak zorunda. Farklı birçok kaynağı barındıran bu havzanın en önemli noktalarından biri Uludağ. Uludağ’daki kar rasatları, pınar kaynaklarının yönetimi ve atıksular gibi pek çok ana başlık çalışmalar içerisinde değerlendirilmek zorunda. Konuyu havza bazında ele alınca su kaynaklarının Uludağ’da nasıl kirlendiğinin ve arıtılabileceğinin de açıklanması gerekiyor. Uludağ’da yerleşik köylerimiz, Sarıalan bölgesindeki günlük konaklama tesisleri ve kamplar ile oteller bölgesindeki oteller atıksuyu üreten ana kaynaklar olarak görülüyor. Bugüne kadar birçok panel, toplantı ve raporda dile getirildiği üzere ne yazık ki bu bölgede oluşan atıksular doğaya bırakılıyor. Birkaç otelde olduğu söylenen arıtma tesisinin ise çalıştıkları konusunda net bir bilgimiz yok. Özellikle oteller bölgesinin yeni yapısı bugünlerde tartışılırken, ele alınması gereken hususlardan biri de atıksuların nasıl bertaraf edileceği olmalı. BUSKİ bu konuda uzun yıllardır çalışıyor ve ürettiği alternatiflerden biri oteller bölgesindeki atıksuların yaklaşık 12 km.lik bir hatla kentteki en yakın kolektöre bağlanması. Bu alternatif bölgedeki oteller için en ucuz alternatif olarak görünse de hattın geçeceği bölgenin ülkemizin, hatta dünyamızın en önemli bitki türleri ve su kaynakları üzerinden geçecek olması çevre açısından bu alternatifi geçersiz hale getiriyor. Üstelik bölgede yapılacak hat, bölgenin eğimi, ilk yatırım maliyeti, işletme sırasındaki bakım ihtiyacı gibi birçok konu nedeniyle de sakıncalı. Korkum; Uludağ’ın Büyükşehir yetkisine bağlanması halinde hazır durumdaki bu projenin gündeme gelmesi. Oysa bu tür bölgelerde atıksu probleminin çözümüne ilişkin pek çok yeni teknoloji artık çok daha ulaşılabilir. Dünyada konuyla ilgili incelenecek pek çok bölge var. Bunlardan birisi sevgili büyüğümüz mimar Derya Kangal’ın yakın zamanda ziyaret ettiği ve hayranlığını bizzat tarafıma ilettiği İsviçre Alpler bölgesi. Uludağ’daki diğer yerleşimler için de farklı ve uygulanabilir alternatifler geliştirmek durumundayız. Ayrıca gerek bölgenin su ihtiyacının karşılanması gerekse kent için yeni su kaynaklarının bulunması için farklı araştırmalar yapılmasında fayda var. Benim Uludağ oteller bölgesi için önerim; yeni yeşil tasarım mantığının bu bölgede uygulanması. Bölgenin ekolojik turizmin merkezi haline getirilmesi. Su temini, suyun yeniden kullanımı, alternatif enerji kaynaklarıyla enerjisinin temini, ekolojik bina tasarımları, atık yönetimi ile adına yakışır bir doğal yaşam kültürünün gerçekleşmesi için yeni planlama dönemi kaçırılmaz bir fırsat. Bu konuyla ilgili detaylı görüşlerimi başka bir hafta kaleme almayı düşünüyorum. Bu haftaki yazımın sonuç bölümünde söyleyeceğim cümle ise net: Uludağ’ın yaşatılması için çıkar ilişkileri ve günlük tedbirler bir tarafa bırakılmalıdır. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

