|

Ülkemizin en önemli kış turizm merkezlerinden diye başlayan bir tanımlama Uludağ’ın sadece bugün bilinen yönünü ön plana çıkartabilir. Bütün doğa harikaları gibi Uludağ’ın ihtişamı da mitolojik hikayelere konu olmuş, üzerine kutsallık yüklenmiştir. Bu dağın güzelliğini ve ihtişamını gören her göz etkilenmiştir. Bursalılar için Uludağ denildiğinde akıllarına ilk gelenler ise; kar, teleferik, yaz kampları, piknikler ve dağ yolunda içilen çaylardır. Bunun ötesini ne sorar ne sorgular Bursalı. Yazın da kışın da günübirliktir ilişkisi. İşini görüp gelir, sonrası Allah kerim. İçtiği suyun nereden geldiğini bilmez, Nilüfer çayının kaynağını sormaz, dağda yangın çıksa duymaz. Bütün derdi, dağ çileği, dağ kestanesi, dağ fasulyesidir, tabii o da pazardaki tabelalarda gözüne takılırsa. Tırmanmak için göğsüne vurur kepçeyi, orman alanı, sit alanı, milli park pek fark etmez. Kimi Osmanlı tapusu der yapıverir evini, kimi mübarek zâtları bahane edip kuşatır etrafını, kimi bize yol geldi su geldi diyerek diker apartmanını, kimi hotel yapar kaçak göçek, kimi tarla açar habersiz. Yiye yiye bitiremeyiz, gözümüz doymaz. Kimimiz kongre merkezi olsun derdine düşer, kimi nasıl çıkarız acaba tepesine der. Kimi, gecekondu mahalleleri gibi sırt sırta verip kurulmuş, davaları bitmeyen “turizm bölgelerinde” inşa edilen hotellerdeki 5 bin 500 yatağı nasıl boş bırakmayalım der, kimi damak çatlatan suyunu parselleme hesabını yapar. Kimi, yazın 15 günlük kamp için çadırını sırtına yükler, kimi karda kalanlara zincir satma derdine düşer. İstanbul’dan, Ankara’dan, memleketin dört bir yanından gelen günübirlik okul otobüsleri park edecek yer bulamaz bazen, bazen birileri gizli gizli pazarlar ağaçları, kozalakları. Bu dağa gelenlerin, kalanların tuvalette, banyoda harcadıkları sular nereye gider? Kaç numara fuel-oil yanar kazanlarında ve bacalarından ne çıkar bu hotellerin? Hoteller bölgesini kurtarmak için seferber olurken, Gövez’i, Gemiçli’yi soran olur mu? Dağdaki köylü, çoktan unutulmuştur şehir yerinde. Hoteller bölgesinin tek derdi Uludağ değildir, ama Uludağ’daki en büyük sorun hoteller bölgesidir. Uludağ hoteller bölgesi, planlama adına, çevre adına bu tür bir alanda yapılmaması gereken ne varsa yapılarak oluşturulmuş bir yapılanmadır. Sorunun sadece Ankara’dan mı çözülmesi gerektiği ya da hotelcilerin insiyatifine mi bırakılacağı tartışmasında görüldüğü gibi Bursalıların adı bile geçmemektedir. Uludağ’ın şu andaki hali Yunus Emre’nin mısralarında dile gelmektedir. “Mal sahibi, mülk sahibi hani bunun ilk sahibi?” Kimi kimsesi olmadığı için elden ele dolaşan bir öksüz müdür Uludağ, yoksa rüzgarların önünde savrulan kuru bir yaprak mı? Herhalde gözden ırak, gönülden ırak bir Uludağ ile ilgili haberleri en son öğrenen olacağız yine. Vah vah edip dizlerimizi döveceğiz herhalde. O zaman son sözü isterseniz yine Yunus söylesin: “Mal da yalan mülk de yalan, var biraz da sen oyalan.” Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|