|

Nilüfer Çayı, Bursa’da çevre kirliliğinin tescilli markasıdır. İçerisinde Bursa’da üretilen onlarca farklı kirleticiyi barındırır. Kirlendiğini kokusu ve rengiyle yıllardır haykırır biz Bursalılara. Geçtiğimiz günlerde Sayın Valimiz Şahabettin Harput başkanlığında, ilgili meslek odalarının temsilcileri, kamu, belediye ve üniversite yetkililerinin de katıldığı bir toplantıda konu yeniden görüşüldü. İzlenecek yol haritasını belirleyecek ilk toplantının en sevindirici tarafı Nilüfer’deki kirliliğin gündemde tutuluyor olması. Bilindiği üzere, yapılan tüm ölçümler Nilüfer’in su kalitesini Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği’ne göre III. ve IV. sınıf olarak göstermektedir. Sınıf III, kirlenmiş sudur ve gıda, tekstil gibi kaliteli su gerektiren endüstriler hariç olmak üzere, uygun bir arıtmadan sonra endüstriyel su temininde kullanılabilir. Sınıf IV ise çok kirlenmiş su olarak isimlendirilir ve sınıf III için verilen kalite parametrelerinden daha düşük kalitede olan ve üst kalite sınıfına iyileştirilerek kullanılabilecek yüzeysel suları tarif eder. Yani sözün özü; Nilüfer kirlilikten ibarettir. Uludağ’da Aras suyu olarak doğan, bütün ovayı dolaştıktan sonra Karacabey Boğazı’na boşalan 103 km.lik bu güzelim çayın tekrar eski haline getirilmesinden kim sorumlu dersek işler oldukça karışıyor. Yasal zorunlulukları olsa da hiçbir kurum bu sorumluluğu tek başına üstlenmek istemiyor. Son 10 yıldır yapılan ve devreye alınan kentsel ve endüstriyel atıksu arıtma tesisleri, sorunun önemli bir kısmını, en azından katlanılacak maliyetlerin paylaşımı anlamında çözüyor. Ancak halen önemli kirletici kaynaklar atıksularını arıtmadan deşarj ediyorlar. Bunların başında şehrin değişik noktalarına dağılmış biçimde üretim yapan metal kaplamacılar ve şehrin doğusunda hiçbir sisteme bağlanmayan tekstil boyahaneleri geliyor.
HAVZA YÖNETİMİ Kirliliğin önlenmesi ve çayın rehabilitasyonu için yürütülen bu çalışmada DSİ, Çevre ve Orman İl Müdürlüğü, BUSKİ, üniversite ve sivil toplum örgütlerinin ortak hareket etmesi zorunlu gözüküyor. Ancak en önemli taraflardan biri; ana atık üreticisi sanayici. Bu amaçla bir havza yönetim planının oluşturulması ve uygulanması oldukça uzun ve zorlu bir süreç. Nilüfer havza yönetim planı, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının kullanımından, kirlilik önlemeye kadar geniş bir kapsama sahip ve uluslararası kaynak ve ekip desteği gerektirecek büyüklükte bir proje. Profesyonel bir ekip tarafından hazırlanması gereken, uzun vadeli çözüm önerilerini de içeren bir plan için mali kaynak ihtiyacı da ihmal edilemez. Kirliliğin tespiti, izlenmesi ve önlenmesi, işin önemli bir boyutu olarak görülse de ana sorun; Nilüfer havzasının yönetimi için gerekli maliyetlerin kamu ve özel sektör arasında nasıl paylaşılacağı.
Dr. Kamil Salihoğlu
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|