| Tehlikeli atıklarımızı nasıl bertaraf edelim? |
| Pazartesi, 31 Mayıs 2010 12:56 | |||
![]() Büyük bir kısmı üretimden kaynaklanan tehlikeli atıkların bertarafı konusunda ülkemizdeki uygulamaların yeterli olduğu söylenemez. Oluşturduğumuz tehlikeli atıkların net miktarı dahi bilinmez iken, bu atıkların hangi yollarla bertaraf edildiğini ifade edebilmemiz neredeyse imkansız. Bu durumda olmamızın sebeplerinden bazıları; çevre bilincinin yeterince gelişmemiş olması, çevresel yatırımların ve uygulamaların maliyetlerinin yüksek olması, yasal mevzuata bağlı olarak yerine getirilmesi gereken şartların fazlalılığı gösterilebilir. Bu aşamada sanayide oluşan tehlikeli atığın büyük bir kısmı beyan edilmiyor ve tehlikelilik vasfı dikkate alınmadan diğer atıklarla beraber bertaraf ediliyor. Sorunun büyüklüğü karşısında neler yapılabileceği hakkında Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülen bazı çalışmalar bulunuyor. Bunlardan bir tanesi de AB Komisyonu Genişleme Genel Müdürlüğü Kurumsal Yapılanma Biriminin uygulamakta olduğu bir mekanizma olan Teknik Destek ve Bilgi Değişim Ofisi (TAIEX) bölgesel eğitim programı. Faydalanıcı ülkelerde AB mevzuatının aktarımı, uygulanması ve yürütülmesi aşamalarında çalışan hem kamu sektörünü hem de özel sektörü kapsayan bu programın bir toplantısı geçtiğimiz yıl Haziran ayında Bursa’da da yapıldı. Birçok ili kapsayan bu çalışmanın devamı bu yıl yine Haziran ayının son haftasında kentimizde gerçekleştirilecek. Toplantının en önemli özelliği AB ülkelerinden ve ülkemizden gelen uzmanların müktesebat ve uygulamalar hakkında bilgi vermeleri. Toplantıların bu yıl da geçtiğimiz yıl olduğu gibi yararlı olacağına inanıyorum. Peki yazımızın başlığına taşıdığım soruya dönecek olursak; tehlikeli atıklarımızı nasıl bertaraf edelim? Bu konuda Avrupa Birliği müktesebatına göre uygulanması gereken adımları İngiliz Çevre, Gıda ve Köy İşleri Dairesi’nin (DEFRA) Mart 2010’da yayınladığı “İngiltere’de tehlikeli atık yönetimiyle ilgili bir strateji” isimli politika belgesinden aktarmak istiyorum. Raporda, tehlikeli atık yönetimin ana ilkeleri ve karar verme süreçleri oluşturulmuş durumda. Buna göre; ilk prensip atık hiyerarşisi olarak tariflenen, atık oluşumunu önle, en aza indir, yeniden kullan, geri dönüştür, enerji eldesi amacıyla geri kazan ve nihayetinde depola adımlarını içeriyor. İkinci prensip altyapının değerlendirilmesi. Buna göre ülkedeki tehlikeli atık miktarının, bertaraf yöntemlerinin, bertaraf tesisi sayısının ve kapasitelerinin ve tehlikeli atık pazarının gelişimine ilişkin pazar imkanlarının durumunun netleştirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Üçüncü prensip olarak, nihai aşama olan depolamaya giden atık miktarının en aza indirilmesine değiniliyor. Dördüncü prensipte, çevresel izinler müsaade etmedikçe ve özel durumlar zorunlu kılmadıkça tehlikeli atıkların kesinlikle karıştırılmaması veya seyreltilmemesi gerektiği belirtiliyor. Beşinci prensip, tehlikeli organik atıkların mümkün olan en iyi teknikler (BAT) uygulanmadıkça ve depolama direktifi kriterleri sağlanmadığı sürece depolanmamasını anlatıyor. Altıncı ve son prensipte ise, yine depolama kriterlerinin daha üst sınırlara çekilerek en son çare olarak depolamanın yapılması gerektiğinden bahsediliyor. Gerek işletmemizde, gerek kentimizde gerekse ülkemizde tehlikeli atığımızı bertaraf ederken bu prensiplerin ön planda tutulması, sürdürülebilir ve AB müktesebatına uyumlu bir tehlikeli atık yönetim sistemi oluşturmamıza imkan sağlayacaktır. Aksi taktirde tehlikeli atık yönetimi planımız olmadan, karşılaştığımız acil durumlar karşısında kararlar almak ve sonrasında yüksek maliyetler ödemek zorunda kalabiliriz. Ülkemizin ise böyle bir lüksü ne yazık ki yok. Kamil Salihoğlu'nun Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|

