| TAIEX Su ve Atıksu Yönetimi Semineri |
| Pazartesi, 28 Haziran 2010 10:31 | |||
![]() Avrupa Komisyonu Teknik Destek ve Bilgi Edindirme Kurumu (TAIEX), TC. Çevre ve Orman Bakanlığı ve Bursa İl Çevre ve Orman Müdürlüğü koordinasyonu ile 24 Haziran 2010 tarihinde organize edilen “Su ve Atıksu Yönetimi” semineri Bursa’da gerçekleştirildi. Amacı su ve atıksu yönetimi konusunda Avrupa Birliği (AB) mevzuat ve uygulamaları ile Türkiye’deki mevzuat ve uygulamaları sunmak olan seminere Çevre ve Orman Bakanlığı, Bursa, Yalova ve Bilecik Çevre ve Orman Müdürlüklerinin, belediyelerinin ve diğer kamu kurumlarının temsilcileri, organize sanayi bölgelerinin temsilcileri ve özel sektör temsilcileri katıldı. Açılış konuşmasını yapan ve seminerin düzenlenmesinde büyük emeği olan Bursa İl Çevre ve Orman Müdürlüğü’nden bölgesel eğitim program (RTP) uzmanı Aslı Sezer tarafından TAIEX hakkında kısa bir bilgi verildi. Estonya Çevre Bakanlığı Su Dairesi Başkanlığı’ndan uzman Rene Reisner tarafından Su Çerçeve Direktifi (2000/60/EC) Uygulamaları ve özellikle Finlandiya, Letonya ve Rusya ile komşu olan Estonya’nın bu konuda yaşadığı tecrübeler hakkında bilgi verildi. Çevre ve Orman Bakanlığı Su Kaynakları Şubesi Müdürlüğü Çevre ve Orman Uzmanı Zerrin Leblebici, AB sürecinde Türkiye’de su ve atıksu yönetimi hakkında yapılan çalışmalarla ilgili bilgi verdi. Ülkemizin 2007-2023 yılları arasında su ve atıksu altyapısı için yaklaşık 60 milyar avro yatırım yapması gerektiğine değindi. Bu yatırımın yüzde 25-35’lik diliminin AB fonlarından karşılanmasının hedeflendiğini, geri kalan kısmının ise öz kaynaklarımızla gerçekleştirmemiz gerektiğini anlattı. Almanya Hessian Çevre Bakanlığı’ndan Daire Başkanı Dr. Stephan Von Keitz, “Yüzeysel sularda iyi ekolojik ve kimyasal statü nasıl elde edilir? Su Çerçeve Direktifi ve Öncelikli Maddeler- Tehlikeli Maddeler Direktifi” arasındaki ilişki konulu bir sunuş yaptı. Dr. Keitz’in sunuşunda en ilgi çeken bölüm Hessian Eyaleti’nde atıksuların yüzde 95’inin ikincil (biyolojik) arıtmadan geçirildikten sonra alıcı su ortamlarına deşarj edilmesine rağmen nehirlerdeki su kalitesinin erozyon, tarım ve hayvansal üretimden kaynaklanan kirlilik nedeniyle, ilgili direktifteki şartları sağlayamadıklarını açıklamasıydı. Yani bu açıklamayı Bursa için yorumlayacak olursak; Nilüfer Çayı’na deşarj edilen tüm atıksular biyolojik arıtımdan geçirilse dahi istenen standartları yakalamamız mümkün olmayabilir. Ne yazık ki biz atıksularımızın bu nitelik ve nicelikte arıtılacağı günleri halen hayal dahi edemiyoruz. Seminerin öğleden sonraki bölümünde yine Rene Reisner tarafından “Entegre Havza Yönetimi: Su Çerçeve Direktifi” kapsamında yeraltı ve yerüstü sularının izlenmesi konusu aktarıldı. Reisner, Nilüfer Çayı için sürekli olarak önerdiğimiz havza yönetimi ve izleme sisteminin Avrupa’daki örneklerinden bahsetti. Bursa DSİ. 1. Bölge Müdürlüğü, Jeoteknik Hizmetler ve YAS Şube Müdürlüğü Baş Mühendisi Dr. Dilek Yılmazer, Bursa ve çevresinde yeraltısularının izlenmesine ilişkin çalışmalar ve verilerin değerlendirilmesi aşamaları hakkında bilgi verdi. Konu Bursa ve yeraltı suları olunca elbette kaçak kuyular, aşırı çekimler ve yeraltı kuyularına atıksu deşarjı hakkında cevapsız kalan sorular her zaman olduğu gibi bu kez de soruldu. İspanya Valencia Çevre, Su, Kent ve İskan Bölgesel Bakanlığı Çevre Denetçisi Carlos Bernácer, atıksu yönetimi konusunda yetkili otoritenin sorumlulukları, atıksuların yeniden kulanımı ve arıtma çamurlarının tarımda kullanılması hakkında bilgi verdi. Bursa İl Çevre ve Orman Müdürlüğü’nden çevre yüksek mühendisi Hilal Yıldız Akbulut, Bursa’da atıksu yönetimi konusundan bahsetti. Ben ise seminerin son konuşmacısı olarak önemini defalarca vurguladığım arıtma çamurlarının yönetimi ve bertarafı konusunda bilgilerimi katılımcılarla paylaştım. Seminerin sonunda elde ettiğim ana başlıklar ise şu şekilde sıralanabilir: AB’nin su ve atıksu konusundaki müktesabatı oldukça kapsamlı ve uzmanların dahi uzun yıllar üzerinde çalışmaları gerekiyor. Çevre bölümünün AB uyum sürecinde en çok zamanımızı alacak ve mali külfet getirecek bölümlerden biri olacağı açık. Bursa su ve atıksu konusunda bir an evvel havza yönetim yaklaşımını benimsemeli ve çalışmalarının tümünü bu kapsamda gerçekleştirmeli. Nilüfer Çayı’nın kurtarılması da bu yaklaşımın hayata geçirilmesiyle doğrudan bağlantılı. Son olarak çevreye olan bakış açımızı önemli ölçüde değiştirmezsek AB’li uzmanları dinlemeye devam eder ancak çevre sektöründe pazar olmaktan öteye geçemeyiz. Kamil Salihoğlu'nun Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|

