| Selin getirdikleri |
| Pazartesi, 28 Eylül 2009 12:01 | |||
![]() Uzun süredir beklenen yağış yine sele dönüştü. Selin çamurlu sularında nefessiz kalarak hayatlarını yitiren insanlarımız memlekette kısa süreli ağıt ve haykırışlara sebep olsa da olan olduğuyla, ölen öldüğüyle kaldı. Selin apardığı porselen takımları ve televizyonlar, yüzlerinde mal bulmuş mağribi gülümsemesiyle sulara atlayan gözü dönmüşlerce toparlandı. Bizim yaptığımızsa her zamanki gibi akşam haberlerinde “vah vah” çekmekti. Şehirleşmeyi yönetemediğimizin ve şehirleşemediğimizin bir örneğini daha acı bir şekilde yaşadık. İnsanoğlunun binlerce yıldır biriktirdiği yaşam bilgisini bir tarafa bıraktık. Verimli, yumuşak, düz topraklarda tarım yapmak yerine yerleşmeyi seçtik. Sanayi tesislerini dere yataklarına kurmayı marifet bildik. Bundan yaklaşık 5000 yıl kadar önce eski Mısır’daki insanların Nil nehrinin taşacağı dönemleri belirlemek için Sirius yıldızını izlemeleri bize hiçbir şey ifade etmedi. Onlarca üniversitemizin mühendislik bölümlerinde temel ders olarak okutulan hidroloji sadece kitaplarda kaldı. Artık açıkça görüyoruz. Biz bilime inanmayan ve bilimle yaşamayan bir toplumuz. Son tahlilde önceliğimiz çıkarlarımız. Karar verirken kullandığımız bilgi ise sadece hayattan devşirdiğimiz doğrularımız. Bunun en açık örneklerinden biri de maalesef yaşadığımız kent. Bundan 50 yıl önce Bursa ovasında yaşayan insan sayısı acaba ne kadardı? Kaç tane yapı vardı acaba dağın eteğindeki bu güzel ovada? Bir de şimdi bakın; Ankara- İzmir yolunu bir çizgi gibi çektiğimizde kuzeyde, ova tarafında kalan Bursa’ya. Kamu binaları, organize sanayi bölgeleri, ruhsatlı ve kaçak binlerce konut. Bitinya’dan bugüne kadar üzerinde yaşanmamış bu verimli ovanın ortasına kondurulmuş bunca yapı nasıl olmuş da yapılmış? Nasıl yapıldığına dair cevaplar günlerdir İstanbul için yapılan tartışmalarda ortaya çıkan cevaplardan çok farklı değil. Rant. Bursa için bu süreç halen devam etse de planlamanın önemi çoktan gün yüzüne çıkmış durumda. Yazılarımızda sıkça dile getirdiğimiz ve çözüm olarak ortaya koyduğumuz havza yönetim planlarının oluşturulması önemli bir adım. Nilüfer’i kollarını ve içinden geçtiği ovayı havza yönetim planı içinde ele almazsak ne kentleşme, ne sanayileşme, ne çevre, ne deprem, ne de sel konusunda yapacaklarımız yeterli olacak. 2006 yılında A.B. Uysal ve F. Bölen tarafından Bursa hakkında yapılan ve İTÜ Dergisi/ a’da yayınlanan “Su havzasında planlama ve oyun teorisi” isimli çalışmanın sonuç bölümünde “Üst ölçekli plan kararlarının havza ölçeği dikkate alınarak oluşturulmaması, doğal kaynak olarak suyun korunmasını zorlaştırmaktadır. Planlama ve çevre konusunda karar veren aktörlerin sayısının fazlalığı, aralarında eşgüdümün olmaması ve çıkarlarının çatışması havzanın sürdürülebilirliğini olumsuz yönde etkilemektedir” deniliyor. Bu sonuç bir tür malumun ilamı. Bursa için yapılacak radikal bir eylem ise kısa vadede görünmüyor. Kimsenin Bursa’da taşkın yatağı içinde kalan tüm yapıların kaldırılması için karar verecek etkisi de parası da yok. Bu yüzden bu konuda söylenenler köşelerde ve söyleşi programlarında kalmaya mahkum. Herhalde bizim yazdıklarımız da sadece ileride “ben söylemiştim” demek için gazetemize düşülen küçük bir not. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

