Sanayi ve kent
Perşembe, 04 Aralık 2008 11:04

alt

Tarih, turizm, sanayi, tarım, ticaret vb. birçok ana başlık Bursa ile anılabilir. Kentin kimliğini oluşturan bu kadar çok unsur olmasına rağmen, son 40 yıldır üretim yapısındaki önemli gelişme sebebiyle daha çok bir sanayi kenti olarak algılanıyor olması normal karşılanabilir. 2007 nüfus sayımı sonuçlarına göre ülkemiz nüfusunun yüzde 3,5’i ilimiz sınırları içerisinde yaşıyor. Kilometrekareye 234 kişi ile en yoğun 5. kent.
Bunun başlıca sebebi elbette sanayileşme nedeniyle gerçekleşen iç göç. Ama bu,  kent ve sanayi gelişimi konusunda sonraki nesillere neler yapılmaması gerektiğini öğreten bir süreç.
Ülkemizin ilk planlı sanayi bölgesi bu şehirde. Kent merkezimizde bölge olan tam 9 sanayi alanı var. Site ve merkez adı verilen yerleri de eklersek bu sayı 13’ye ulaşıyor. Kent merkezine en uzak olanına yarım saat içinde ulaşabileceğiniz 13 sanayi alanı. Muhtarlıktan belediyeye yatay geçiş yapan beldelerde filizleniveren bölgeler hariç, diğer tüm sanayi bölgelerimiz kent yaşamıyla iç içe. Yürüyüş mesafesinde apartmanlar, siteler, alışveriş merkezleri bulmanız olağan. Fabrikada canınız çekmezse caddenin hemen karşı tarafındaki lokantada yemek yiyebilme lüksüne sahip olduğunuz sanayi bölgeleri.

ENDÜSTRİYEL KİRLİLİK…
Ne yazık ki kentin her noktasına yayılan bu tür bir sanayileşmenin çevresel etkileri kent sakinleri tarafından pek de önemsenmiyor. Konunun içinde olan kişiler de nedense mevcut şartları kanıksamış durumdalar. Sanayimizin çevre duyarlılığı gelişmiyor mu? Elbette birçok etken nedeniyle bir değişme gözleniyor. Ancak son 10 yıl içerisinde yapılmaya başlanan organize sanayi bölgesi atıksu arıtma tesisleri, tüm çevresel etkileri ortadan kaldırmıyor.
Sanayi bölgelerinden kaynaklanan emisyonların halen tam olarak kontrol altına alındığı söylenemez. 2 yıl önce Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren “Endüstri Tesislerinden Kaynaklanan Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği” kapsamında belirtilen toz, inorganik ve organik buhar ve gaz ile kanser yapıcı maddelere ait emisyonlar sanayi bölgelerimizden kent üzerine özellikle akşamın çökmesiyle birlikte yayılıyor. Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde yönetmeliklerimize giren birçok bileşiğin şu anda analizi konusunda bile sorunlar yaşanırken, yeni limitlerin çok yakın bir zamanda uygulanamayacağı görülüyor. Bu bileşiklerin yakın yerleşimlerde insan ve çevre sağlığı üzerine etkileri konusunda yapılan çalışmalar oldukça sınırlı. Sanayi bölgelerinde toprak kirliliği ise henüz gündemimizde bile değil. Sanayiye ait atıksu arıtma tesislerinden çıkan atık çamurların ise Bursa genelinde netleşmiş bir bertaraf stratejisi yok. Bursa’da oluşan tehlikeli atıkların miktarı konusunda net rakamlar ise hiçbir kurumda mevcut değil. Bütün bu saydıklarımız sanayicinin eski klasik üretim mantığını devam ettirmesinin mümkün olmadığının da bir işareti. Dünya genelinde uygulanan temiz üretim, eko-verimlilik vb. yaklaşımların ülkemizde de uygulamaya geçmesi gerekiyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı, Türkçesi aslında “daha temiz üretim” anlamına gelen bu yaklaşımlara oldukça önem veriyor. Sanayicilerimizin son yıllarda toplam kalite yaklaşımları içinde sıkça duymaya alıştıkları bu başlıklar, sürdürülebilir kalkınmanın da araçları olarak görülüyor.

KENTLİ OLMAK…
Bursa’da kirletici sanayi grupları geniş bir alana yayılmış durumda. Sanayi ve kent ilişkilerinde çevre önemli bir alt başlık. Kentimizin geleceği açısından, karar alıcı konumda olanların, nazım imar planlarını hazırlayanların ve onaylayanların bu konuyu devre dışında bırakmaları olanaksız gözüküyor.
Kentlilik kültürü sadece geldiği kentin yaşam alışkanlıklarına, sosyoekonomik yapısına, kültürüne adapte olmaya çalışan vatandaşlarımızın hemşeri derneklerinden geçmiyor. Kentin nimetlerinden yararlanan herkes gibi bu kentin sanayicisi de, kentli olmak zorunda. Kentli olmak için gelir düzeyinin yüksek olması bir ön şart değil. Yurtdışına ihraç edebilecek kalitede ürünler üreten endüstrimiz herhalde bu kentin doğası ve yaşam alanlarını tehdit etmeyecek üretim teknolojilerini de kullanabilecek kapasitededir. Bursa ister doğduğumuz, ister doyduğumuz kent olsun, yaşanabilir bir kent olmayı hak ediyor. Rant hesaplarıyla yerleşime açılmamış bir Uludağ’ı, hikaye gibi dinlediğimiz; balık tutulan, yüzülen Nilüfer’i, Gemlik’te, Mudanya’da korkusuzca denize girmeyi hak ediyoruz. Deveci armudunun yetiştirildiği tarlaları soğuk hava deposu adı altında tekstil boyahanesine çevirmeden, mürekkep hastalığından kurtarılmış kestaneliklerde piknik yaparak, Uluabat ve İznik göllerine yanı başlarında sanayi olmadan girebilmek herhalde tüm Bursalıların özlemi. Ümit ve hayallerimizi süsleyen bu tablo ancak sanayi ve kentin birbiriyle barışmasıyla gerçekleşebilir. Yerlerine sığamadıkları için genişlemeye devam eden, yanı başında tarladan devşirerek mecburen sanayi bölgeleri oluşturan bir sanayi bir süre sonra elimizde tükenmiş bir şehirden başka hiçbir kazanç sağlamaz.

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız