|
Pazartesi, 13 Temmuz 2009 10:29 |
|

Geçen hafta ABD’de tasarı halindeki bir yasaya dayanılarak hazırlanan ve gazetemizde yayınlanan “Çevreyi Kirletmenin Piyasası” başlıklı yazı beni de bu konuda bir şeyler yazmaya sevk etti. ABD Temsilciler Meclisi’nin, 219-212 gibi çok küçük bir farkla kabul ettiği ve bu yüzden yasalaşması zayıf olarak algılanan yasanın kısa adı “Amerikan Temiz Enerji ve Güvenlik Yasası”. Yasanın en ilginç yönlerinden biri; çevreyi korumaktan çok, çevreyi kirletmenin piyasasının yasal olarak oluşturulmasına yol açacak ifadeleri içermesi. Kyoto protokolü ile evrensel hale gelen bu konunun ABD tarafından ulusal bir yasa ile çözülmek istenmesi yasal boyutta farklı şekilde tartışılabilir. Ancak çevreye duyarlı herkesin ilgilendiği nokta, kabul edilen yasa ile çevre ekonomisinden çok kirletme ekonomisinin temellerinin atıldığı maddelerin bu yasada yer alıyor olması. Çünkü bu tür bir yapılanmada en çok çekinilen, karbon salınım fonlarının kapitalizmin kuralları içinde alınıp satılacak olması. Yasanın kabulünün ardından 2 yıl içinde Amerikan Çevre Ajansı (USEPA) tarafından karbon salınım teknolojileriyle ilgili fon temini işlemi gerçekleştirilecek. Bu işlemde yeterlilik kriterlerini sağlamanız için; elektrik üretiyor iseniz kurulu gücünüzün 250 MW veya üzeri olması, yıllık yakıt girdinizin en az yüzde 50’sini kömür, petrol koku veya bu yakıtların kombinasyonundan sağlıyor olmanız veya karbon salınımına ilişkin teknolojiniz yoksa yıllık 250 bin ton karbondioksit eşdeğeri emisyon yayıyor olmanız gerekiyor. Yasa tasarısının ana başlıkları ise çevre dersi gibi. Temiz enerji, enerji verimliliği, küresel ısınma kirliliğinin azaltılması, temiz enerji ekonomisine geçiş. Bence bu başlıkların en ilgi çekeni “Temiz Enerji Ekonomisine Geçiş”. Eminim bu konuyu iktisatçı hocalarımız ve uzmanlarımız en kısa sürede ele alacaktır. Çünkü işin özünde dünyada gelecek yüzyıldaki yaşamla ilgili 5N1K (ne? ne zaman? nerede? nasıl? neden? kim?) sorularının cevabını verebileceğimiz bir düzen sorunu yatıyor. Karbon salınım fonları adı altında ortaya çıkan bu yeni ekonomik yaklaşımda kirletme yetkisini yine elinde gücü ve finansmanı bulunduranlar elde edecek. En sade anlatımıyla olay şu prensibe dayanıyor: Dünya küresel ısınma tehlikesiyle karşı karşıya, o zaman sera gazı etkisini yaratan unsurları kontrol altına alalım, bunun için belirli bir tarihte ürettiğimiz emisyonları geçmeyelim ve dünyadaki toplam emisyon üzerinden hareket edelim. Yani Nasreddin Hocamızın sözünü bu konuya uyarlarsak “parayı veren havayı kirletir”. Ne kadar adil bir sistem değil mi? Son krizle yeniden tartışılır hale gelen kapitalizmin kısır döngüsü içinde çevresel etkilerin karşılığının ne olduğunu, ancak bu fonları elinde bulunduranlar belirleyecek. Peki, küresel ısınma tehdidini yaratan gelişmiş ülkeler şimdiye kadar yaptıklarının bedelini ödeyecek mi? Piyasada dolaşan fonlar gerçek çevresel maliyetleri yansıtacak mı? Bu piyasa petrol türevli yakıtlardan temiz enerjiye geçiş için gerekli kaynağı oluşturacak mı? Bugüne dek yaşanan küresel gelişmeler bu soruların cevaplarının bizleri tatmin edeceğini göstermiyor. Dünya kendine yeni bir oyun buldu: Çevre oyunu. Şimdi bu oyunu iktisat teorileri, uluslararası yasal düzenlemeler, finans oyunları ve küresel ekonomi içinde harmanlayıp önümüze sunuyorlar. Hepimize afiyet olsun. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|