| Organize sanayi cenneti Bursa |
| Pazartesi, 14 Eylül 2009 12:28 | |||
![]() Kentimiz dünyada eşi görülmemiş bir hızla “organize” biçimde sanayileşiyor. Bursa’nın tarih, turizm, tarım, ticaret özelliklerini bir anda geride bırakan ve tüm kente egemen olan kültür, sanayi kültürü. Bursa olarak, kişi başına düşen elektrik kullanımı, araç sayısı ve milli gelir gibi ekonomik parametrelere bakıldığında gelişmiş ülkelerin şehirleriyle yarıştığımız söylenebilir. Bu parametrelere en son ilave edeceğimiz ise sanayi bölgesi sayısı. Bursa Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü verilerine göre, kentimizde tüzel kişilik kazanmış olan 13 adet sanayi bölgesinin toplam büyüklüğü 3 bin 156 hektar, faaliyet gösteren toplam tesis sayısı 959 adet ve toplam çalışan sayısı 102 bin 500 kişi. Rakamlar gerçekten inanılmaz. Bu haftaki yazımın başlığını da buradan esinlenerek seçtim. Bunların içinde Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) raporlarıyla 1961’de kurulan BTSO Organize Sanayi Bölgesi dışında tüm sanayi bölgelerimizin kuruluşu tartışmalı süreçleri içeriyor. Bursa’da sanayi bölgelerinin niceliğini ve niteliğini aslında DPT’nin bu kararına ve otomotiv sanayinin üretim merkezi olarak Bursa’yı seçmesine bağlamak gerekiyor. 60’lı yıllardaki seçme ve eleme kıstaslarını bugün tartışmamız belki bize bir şey kazandırmaz. Ancak Bursa’da sanayi gelişiminin bir plan çerçevesinde gerçekleşmediği aşikâr. İlk sanayi bölgemizden sonra kurulan önemli sayıdaki sanayi bölgemizin kuruluşu fiiliyattan kaynaklanan (de facto) bir durum içeriyor. Yani bu süreçte önce ana sanayilere bağlı yan sanayi ihtiyacı doğmuş, kişisel girişimlerle belirli bölgeler sanayi bölgesi olmasa dahi satın alınmış, yasal süreçler bir süre sümen altı edilip, oluşan yapı sanayi bölgesine dönüştürülmüş. Yine kentimizin geçirdiği tecrübeler gösteriyor ki muhtarlıktan devşirme belediyelerimizin içinde “nur topu gibi” sanayi bölgeleri doğuvermiş. Elbette her yeni doğan sanayi bölgemiz kendi sorunlarını da beraberinde getiriyor. Öncelikle sanayi bölgesi olan yerin arazi rantı inanılmaz artıyor. Arazi, tarımsal kullanım dışına çıkıyor. Sanayi bölgesinin hemen yanı başı bir anda kaçak sanayi bölgesi haline dönüşüyor. Çevresel etkileri ve arıtma tesislerinin durumunu zaten soran yok. Yasal süreçlerden birkaçı atlanarak kurulan sanayi bölgeleri için bu işleri kitabına uydurmak çok kolay olmuyor. Gelinen noktada; özellikle ovanın yer aldığı çanak içerisinde sanayi bölgeleri için yer bulmak artık mümkün değil. Zaten sayıları yeterince artan sanayi bölgelerinin sorunları da kentin geleceği için önemli bir tehdit oluşturuyor. Peki, organize sanayi yapmayalım da ovanın ortasında, mahalle kenarlarında mantar gibi biten fabrikalara gün mü doğsun? O konuyu tartışmaya bile gerek yok. Elbette hayır. Olaya daha bilimsel, uzun vadeli ve kent rantı öncelikli olmadan bakabilmek zorundayız. Şehir ve bölge planlama diye bir bilim dalı bunun için var. Uygulamada gördüğümüz aksaklıklar bizleri planlamaya daha da yakınlaştırmalı. Hepimiz çok acı bir şekilde biliyoruz ki; kentimizde inşa edilen veya edilmek istenen bazı bölgeler akla gayrimenkul rantını getiriyor. Kentimizdeki gayrimenkul zenginlerinin sayılarını artırmak için ele alınan projelerin kente sağlayacağı yararlar ise tartışmalı. Artık elimizi vicdanımıza koyarak bir karar vermemiz gerekiyor. Bursa bu yüke daha ne kadar süre dayanabilir? Binlerce yıllık bu kadim kentte, toplam 100 yılı bile bulmayacak bireysel ömrümüzü nasıl sürdürmek istiyoruz? Aşırı su çekiminden çöken ova toprakları, kirlilikten yüzüne bakılmayan Nilüfer, iç içe geçmiş binalar, sanayiye bağlı iç göç ve bu göçü taşıyamayan bir kent mi hayalimiz? Yolları, suları, evleri yetmeyen bir kent mi? Kendini tanımlamakta zorlanan bir Bursa mı? Nedir istediğimiz bu kentten, ne?.. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

