Nilüfer’de dere ıslahı ve sediment kirliliği
Pazartesi, 16 Kasım 2009 14:43


Geçtiğimiz ay Silivri’de ve civarında yaşanan sel felaketi, derelerimizin ıslahını gündeme getirdi. Çevre ve Orman Bakanımız Prof. Dr. Veysel Eroğlu, 16 Eylül 2009’da gerçekleştirdiği “Taşkınla Mücadele Seferberliği” konulu sunuşunda 1989-2009 yılları arasında meydana gelen 369 taşkında 448 vatandaşımızın hayatını kaybettiğini, 501 bin 428 hektarlık alanın zarar gördüğünü ve 2 milyar 95 milyon 543 bin ABD doları maddi hasarın oluştuğunu açıkladı.
Aşırı ve şiddetli yağışlar, yapılaşma ile dere kesitinin daraltılması, dere yatağına tekniğine aykırı ve izinsiz menfez veya köprü yapımı, dere yatağına tekniğine aykırı bent veya dolgu yapımı, dere yatağına moloz, sanayi ve evsel atıkların atılması, dere yatağına kanalizasyon şebekesi döşenmesi, dere yatağının üstünün kapatılarak otopark, konut vb. yapılması, yamaçlardaki plansız yapılaşma, tekniğine aykırı yol açma çalışmaları, dere yataklarında kaçak kum çakıl alımı faaliyetleri, nehrin menba kısmından çeşitli sebeplerle harekete geçen rüsubatın mansaba intikali, dere yataklarında tabii olarak büyüyen ağaç ve çalıların yatak kapasitesini daraltması gibi konuların da taşkına sebep olduğunu belirtti.
Bu sunuşla birlikte Bursa’da taşkın konusunda aklımıza ilk olarak elbette Nilüfer Çayı geldi. Taşkına sebep olduğu belirtilen hususların tümü ne yazık ki Nilüfer Çayı’nda mevcuttur. Bu maddelerden her biri için bir örnek görmek isteyenlerin, Nilüfer Çayı boyunca küçük bir gezi yapmaları yeterli olacaktır. Nilüfer Çayı ve yan kollarının ıslahı konusunda DSİ’nin bugüne kadar farklı ölçeklerde çalışmaları bulunsa da son yıllarda derelerimizin ıslahının sağlıklı şekilde yürütüldüğünü söylemek doğru olmaz.
Geçtiğimiz hafta Büyükşehir Belediyesi tarafından belirli bir bölgede başlatılan çalışmalar da derelerimizin ıslah ihtiyacını ortaya koydu. Önceliğimiz taşkın ve sel felaketi olsa da dere ıslahı sırasında oluşacak önemli bir çevresel riskin gündeme getirilmesinde yarar olduğunu düşünüyorum.
Geçmişte ve günümüzde Nilüfer Çayı’na arıtmadan deşarj ettiğimiz evsel ve endüstriyel atıksuların içerisindeki ağır metallerin, organik kirleticilerin ve toksik bazı bileşiklerin bir kısmı çökelerek dip çamurunda (sediment) birikmektedir.
Zaman içerisinde bir kısmı parçalanmış veya form değiştirmiş olsa da kalan kütle oldukça yüksek miktarda kirlilik içermektedir. Nilüfer’e bugüne kadar deşarj edilen atıksuların büyük kısmının ilgili yönetmelik değerlerini sağlamadığı düşünüldüğünde, oluşan sedimentin tehlikeli atık özellikleri göstermesini beklememiz yanlış olmayacaktır. Buradan hareketle, dere ıslahları sırasında kazılan dip sedimentlerinin derenin şevlerine, yan kotlarına veya bir hafriyat sahasına dökülmesi, taşındığı yeri “kirlenmiş saha” haline getirecektir. Yani taşkın ve sel felaketine karşı alınması gereken önlemler sırasında çevrenin de dikkate alınması gerekmektedir.
Peki ne yapalım? Öncelikle Nilüfer’deki kirliliğin çözümü için ilgili kamu kurumları, üniversite, sanayi ve sivil toplum örgütleri ortak çözüm üretmek zorundadır. Bu çözümün finansmanının büyük kısmı doğal olarak kirleten taraflardan, sanayici ve BUSKİ’den sağlanmalıdır. Ayrıca Bursa’da ilgili tüm kurumların bildiği, Nilüfer’e halen arıtma olmadan deşarj yapan, 60 civarında boyahane ve 300 civarında metal kaplama firmasının özel ihtisas sanayi bölgelerine taşınmaları gerekmektedir. Bu uygulama Nilüfer’e gelen kirlilik yükünü önemli ölçüde azaltacaktır. Nilüfer havza yönetim modeli içinde ele alınmalı,  kısa, orta ve uzun vadeli planlamalarla yönetilmelidir. Nilüfer’den istifade edenler bu maliyetin gerçek bedeline katlanmak zorundadır. Nilüfer gündemden düşürülmediği sürece kurtulma şansı devam etmektedir.
Bu vesileyle Nilüfer’i defalarca gündemine alan gazetemizin 1. yaşını kutluyor, emek veren tüm çalışanları ve yazarlarıyla birlikte nice yıllara ulaşmasını diliyorum.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız