Neden çevre, neden şimdi?
Cuma, 14 Kasım 2008 06:32

alt

H

epimiz çevreci olduk. 2 yıldan beri ülkemizin farklı bölgelerinde yaşanan susuzluk, içme sularımızda arsenik olup olmadığı, küresel ısınma haberleri, organik tarım, yenilenebilir enerji kavramlarını çok sık duyar olduk. Sanki bir anda yaşadığımız ülke ve dünyayı daha fazla düşünür hale geldik.

Doğrusunu söylemek gerekirse çevre bilinci bu kadar kısa sürede oluşmuyor. Sanayi devriminden bu yana gittikçe artan çevresel sorunlar ancak yirminci yüzyılın son çeyreğinde dünya ölçeğinde konuşulur hale geldi. Hiç kimse ana amacı üretim olan sanayinin çevreyi işin merkezine koymasını bekleyemezdi. Nitekim öyle de oldu. Ancak coğrafik sınırları aşan çevre felaketleri ve insan ölümleri konuyu gündeme getirdi.

Günlük hayatımızda; “Acaba içtiğim su, yediğim gıda sağlıklı mı? Yüzdüğüm denizden mikrop kapar mıyım? Çöplerimiz neden toplanmıyor?” sorularını sorduğumuzda veya bir yakınımız kanser olduğunda, aklımıza yaşadığımız çevre geliyor. Olayın özüne baktığımızda, insanlığın bitmek bilmez talepleri ile yerkürenin sınırlı kaynakları arasındaki dengenin kurulmasını hedefleyen teorilerin geçerliliği en azından sorgulanmayı hak ediyor.

Çevre ekonomisinin temel kurallarından biri olarak kabul edilen “kirleten öder” prensibi nedense bir türlü tam anlamıyla uygulanamadı. 80 sonrası yurtdışından devşirdiğimiz çevre yönetmelikleri kabullenilmedi. Tam yönetmelikler gündeme gelirken karşımıza Avrupa Birliği uyum sürecinde kabul ettiğimiz daha keskin hatlara sahip, daha kaliteli bir yaşamı vadeden yasa ve yönetmelikler çıktı. Küçük ve orta ölçekli sanayi ağırlıklı ülkemizde, kabul ettiğimiz bunca yasa ve yönetmeliğin uygulanması pek mümkün gözükmüyor.

Açık konuşmak gerekirse, çevre yatırımlarının; kişi başına düşen milli gelirleri on bin doların üzerinde olan ülkelerde gerçekleştirilebildiği görülüyor. Kronikleşmiş ekonomik sorunları ve istihdam problemi olan, kalkınmaya çalışan ülkelerde çevrenin öncelikli konu olması pek doğal karşılanmıyor. İhracatta yurtdışına istenilen özellikte mal satma zorunluluğu olmasaydı, bu kadar çok çevreci sanayicimiz olur muydu? Ne olursa olsun kimse kirli suları içmeyi, kirli havayı solumayı ve kalıcı kirleticiler içeren gıdaları tüketmeyi istemiyor.
Sorulacak soru şu; nasıl bir hayatı, nasıl bir çevrede sürdürmeyi istiyoruz. Benim cevabım açık. Temiz, yarınlara kalması için gereken gayreti gösterdiğim ve maliyetine katlandığım bir çevre. Kirliliği önlemeye, kaynak verimliliğine yönelmiş ve toplam maliyetlerine çevresel etkilerini de katan bir üretim. Kendi yaptıklarıyla kendini yok eden değil, yerkürenin canlı, cansız tüm unsurlarıyla barışık yaşayan bir tür olarak insan. Sizce gerçekten çevreci miyiz?

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız