Maslow ve medeniyetlerin intiharı
Pazartesi, 26 Ekim 2009 14:08


Bu köşede yazdığım konular sizi çevre konusunda nasıl etkiliyor, bilmiyorum. Ekonomik içerikli haftalık bir gazetede ve internet sayfasında yazılan satırlar, acaba reel sektörden kaç kişiyi ilgilendiriyor, benim için hep soru işareti.
Bu hafta sizlere ambalaj atıklarını kim satsın, tehlikeli atık yakma fırını Bursa’da niye yapılmaya çalışılıyor, Nilüfer’den sulanan domatesleri önce dereyi kirletenlere yedirelim vb. gibi konulara değinmeyeceğim.
Bu haftaki konum Maslow’un 1943’te Psychological Review dergisinde yayınlanan “İnsan Motivasyonu İçin Bir Teori” makalesindeki meşhur ihtiyaçlar hiyerarşisi kavramının insanlık ve çevreyle ilişkisini sorgulamak.
En temel ifadelerle teori; insan davranışlarının tümü bir ihtiyacı karşılamaya yöneliktir ve bu ihtiyaçlar kendi içinde bir hiyerarşiye sahiptir, diyor. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi olarak bilinen ve üçgenin farklı basamaklarıyla gösterilen bu teorinin en alt basamağında, solumak, yemek, içmek, cinsellik gibi karşılanması zorunlu en temel içgüdüsel gereksinimler gösteriliyor. İkinci basamak canın ve malın korunmasını amaçlayan güvenlik gereksinimi, üçüncü basamak bir gruba ait olma, sevme sevilme gereksinimi, dördüncü basamak tanınma, sosyal statü sahibi olma ve takdir edilme gereksinimi olarak tarifleniyor.
Üçgenin son basamağında ise yetenekleri ve donanımıyla belirli bir hedefe ulaşma ve kendini gerçekleştirme yer alıyor.
Bizde çevreyle ilgili taleplerin toplumsal bir altyapıdan gelmiyor olmasını bu teoriyle açıklamak gerektiğini düşünüyorum. Temel ihtiyaçların karşılanması ve güvenlik konusunda talepleri olan bir toplumda çevresel sorunlar doğrudan etkileri daha az göründüğü için ertelenebilecek istekler arasında algılanıyor. Yani “Nilüfer’i kirletirsek kirletelim bana bir zararı yok” bilinç düzeyi hala aşılamamış durumda.
Temel ihtiyaçlarımız karşılanmadığı müddetçe de üst basamaklara çıkan nüfus oranı azalıyor.
Çevreye ait konuşulan konuların tümü, aslında doğrudan temel ihtiyaçlarımızın karşılanmasıyla bağlantılı. İçecek suyumuzla, yiyecek ekmeğimizle ve soluyacak havamızla ilgili. Yani üretimin ana hedefi olan insanla doğrudan alakalı.
O halde insanoğlunun yarattığı medeniyet nasıl oluyor da son tahlilde halen kendi ürettikleriyle kendi yaşamını sınırlandırıyor.
Bir tür medeniyetlerin intiharı!..
Karbondioksit emisyonlarını sınırlandıramıyor. Petrol türevli enerjiden vazgeçemiyor. İçilebilecek suları kirletiyor. Tarım alanlarını ve ormanları talan ediyor.
Bütün bunları yapanların dayandığı tek ilke ise insanlığın refah içinde yaşaması. Bunun böyle sürmeyeceğini bilenler, en çok kirletip en az maliyetine katlananlar olsa bile kendilerini durduramıyorlar. Bir adım geri düşmek bitmek anlamına geliyor onlar için.
Böyle öğrenmişler ve böyle gidiyorlar. Yanlış yaptıklarını, hepimizin başını yaktıklarını söyleyenleri de görmezden geliyorlar.
Fransa’da gettoların ayaklanması, küreselleşme karşıtlarının eylemleri, IMF toplantılarındaki gösteriler doğru okunmak zorunda.
İnsanlık ve çevre konusunda artık aklıselimin karar vermesi gerekiyor.
Üstelik bu konularda görüş bildirenleri de dinlemek.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız