| Küresel ısınmaya karşı Kopenhag Zirvesi (Zırvası) |
| Pazartesi, 04 Ocak 2010 15:00 | |||
![]() Türk Dil Kurumu’nun Büyük Türkçe Sözlük’ü “zırva” kelimesini, saçma, saçma sapan, boş, anlamsız söz olarak tanımlıyor. 7-18 Aralık 2009 tarihleri arasında Kopenhag’ta gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı sonucunda varılan “mutabakat” metnini okuduktan sonra bu haftaki yazımın başlığında affınıza sığınarak bu kelimeyi kullanmayı uygun gördüm. Konferans sonunda ulaşılması ümit edilen belli başlı hedefler yerine her zamanki gibi küçük yardımların, dilek ve temennilerin açıklanması herkes için hayal kırıklığı yarattı. Mutabakat metni tam olarak “her şeyi kabul ediyoruz, ama ne yazık ki şimdilik bir şey yapamayız” metni haline gelmiş. Diplomasiyle uğraşan uzmanlarımız, orijinal metni okuduklarında herhalde aynı yargıya varacaklardır. Metnin ilk maddesi “günümüzün en önemli problemlerinden birinin iklim değişikliği olduğunu vurgularız” cümlesiyle başlıyor. Metnin 8. maddesinde, kalkınmakta olan ülkelerde ormansızlaşmanın ve orman kayıplarının engellenmesi için 2010-2012 yılları arasında, uluslararası kurumlar aracılığıyla yaklaşık 30 milyar ABD dolarının, özellikle korunmasız alanları bulunan en az gelişmiş ada devletleri ve bazı Afrika ülkelerine benzer konularda 100 milyar ABD dolarına yakın bir kaynağın aktarılacağı gündeme getiriliyor. Aslında bütün ülkeler, küresel ısınma konusunda yapılacak işlerin çok ve maliyetlerin yüksek olmasından dolayı iklim değişikliği toplantılarında bağlayıcı kararlar alınmasından yana olmadıklarını doğrudan veya dolaylı olarak belirtiyorlar. Konferansta Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Çin Halk Cumhuriyeti arasında gerçekleştirilen görüşme sonrasında The Washington Post (Anthony Faiola, Juliet Eilperin and John Pomfret, 20 Aralık 2009) gazetesinde yayınlanan başlık bize konunun “reel politik” dedikleri tarafını yansıttı. Başlık yaklaşık şöyle çevrilebilir; “Kopenhag iklim görüşmeleri, yeni dünya düzeninin ABD ve Çin önderliğinde yürütüleceğini gösterdi.” İngiliz Telegraph gazetesinde konuyla ilgili 21 Aralık 2009 tarihli, Louise Gray tarafından kaleme alınmış, “Kopenhag İklim Konferansı: Şimdi dünyayı kim kurtaracak?” başlıklı yazıda ise; iki hafta süren müzakereler sonunda, hiçbir ülkeyi emisyonları düşürme konusunda zorlamayan ve yasal olarak bağlamayan, zayıf bir politik mutabakatın yayınlandığı açıklandı. İngiliz Guardian gazetesi ise 19 Aralık 2009 tarihli yazısında; İngiliz Başbakanı Brown, ABD Başkanı Obama ve Avrupa Birliği liderleri gibi anahtar oyuncuların küresel ısınmayla ilgili görüşmeleri “ilk adım” olarak nitelediklerinden bahsedildi ve konferansla ilgili çok açık bir soru soruldu: “Anlaşma ne?” Bütün bunlardan sonra yapacağımız kısa yorum şu olabilir: İklim değişikliğiyle ilgili alınacak tedbirlere bakıldığında olayın tamamen “duygusal” olduğu görülecektir. Kendi ülkelerinde arazi, işçilik, enerji vb. maliyetlerden ve çevre standartlarından bunalarak az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere kaçan uluslararası üreticiler için küresel ısınma kavramı kaçacak yer bırakmamaktadır. Gelişmiş ülkelerdeki bu üreticilerin karbon emisyonları veya çevre standartları konusunda 10-20 yıl daha kendilerini güvende hissedecekleri gelişmemiş bazı ülkeler cazip görünse de orta ve uzun vadede bu işin de kârlı bir şekilde yürütülemeyeceği görülecektir. Yazılarımın büyük çoğunluğunun ana fikri, üreticilerimizin çevreci yaklaşımları çevre-ekonomi ilişkisi içinde değerlendirmeleri gerektiğinden oluşmaktadır. Konferansın beklentileri karşılamadığı ortada olsa da, küresel ısınma belki de ilk kez bu kadar açık bir şekilde tüm ülkelerce kabul edilmiştir. Yeni yılda hepinize küresel ısınmadan ve çevre felaketlerinden uzak, barış, huzur, sağlık ve mutluluk dolu günler diliyorum. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

