| Kamu yararı |
| Pazartesi, 12 Ekim 2009 12:37 | |||
![]() Gerçekleştirilen her türlü insan faaliyeti çevresel bir etkiye sahiptir. Bu olay, doğanın kendi süreçlerine müdahale edilmesinin kaçınılmaz bir sonucudur. 1972’de Stockholm’de Birleşmiş Milletler tarafından gerçekleştirilen Beşeri Çevre Konferansı, üretim ve çevre ilişkisinde bir milat olarak düşünülmektedir. Konferansın kapanış bildirgesinin 2. maddesinde “Beşeri çevrenin korunması ve geliştirilmesi, insanların refahını ve tüm dünyanın ekonomik kalkınmasını etkileyen en önemli unsurdur” denilmektedir. Kalkınmanın sürdürülebilir olması için doğal kaynakların ve çevrenin doğru şekilde kullanılmasının gerekliliği artık bilinen bir gerçektir. Peki, o halde ülkemizde halen devam eden bu arazi yağma kültürü nereden kaynaklanmaktadır? Neden binlerce dönüm arazimiz konut ve sanayi alanı yapılmak için talan edilmektedir? Bu soruların cevabı; ülkemizde kamu yararı ve bireysel menfaatler arasındaki ilişkinin gelişimindeki yanlışlık olabilir. Kişisel menfaat ilişkileri, faaliyetin gerçekleştirileceği alanın kamuya hizmet edip etmeyeceği düşüncesine dayanmaz. Burada kamu yararı ilkesinin arkasında durması gereken, hukuka dayanmış olan kamudur. Olayın iç yüzü ise Aydın Boysan’ın da belirttiği gibi “Fırlayan arsa rantları, oy ticareti hissesi olarak paylaşılmaktadır” cümlesinde gizlidir. Bu ilişkinin kurulmuş olması tüm faaliyetlerin bu çarkın içine dahil olmasını da zorunlu kılmaktadır. Çeşitli yatırımlarla ilgili açılan çevre davalarında yürüttüğümüz bilirkişiliklerde şu iki temel soru karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan birincisi; bahse konu yatırımın kamu yararı taşıyıp taşımadığı, ikincisi; çevre ve insan sağlığına etkilerinin neler olabileceği. Kendi çalışma alanımız olduğu için çevre ve insan sağlığına olabilecek etkileri açıklamamız kolay. Kamu yararı ise oldukça ucu açık bir ifade. Ne var ki kamu yararı kavramının önemi, bugün kentlerimizin hali düşünüldüğünde ortaya çıkmaktadır. Özellikle köyden kente göçün başladığı dönemlerden itibaren kamu yararı gözetilmeden kentleştirildiğimizi gördüğümüzde kamu yararının değil, kişisel menfaatlerin ön planda tutulduğu anlaşılmaktadır. Tarlayı; bahçeyi sanayi alanına çevirmek, yeşil alana site inşa etmek, 6 metrelik sokaklara 6 katlı binaların yapılmasına göz yummak, bu işin kuralı. “Vatandaş böyle istiyor” cümlesi ise en hafifinden söylemek gerekirse aymazlık. Ama insanların üst üste yaşamasına razı olan, evladının boğazından haram lokma geçmesine göz yuman, depremde betonların altında paramparça olanları görmeyen, zehirli suların etrafa saçılmasına göz yuman, taşan derelerle yitip giden canlara ve mallara sırtını dönen, armut tarlasının göbeğine fabrika konunca sırıtan insanların aymazlığı. Bile bile lades. Ama kimse ortaya çıkıp söyleyemiyor. Aklımda… Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

