| İstanbullu mu oluyoruz?.. |
| Pazartesi, 25 Ocak 2010 11:38 | |||
![]() Geçen hafta Sayın Celil İnce’nin, köşesinde kaleme aldığı “Bursa’da sanayi ve çevre gelişmeleri” isimli yazı, Bursa’nın yakın geleceğini etkileyecek çok önemli iki konuyu gündeme getirdi. Bunlardan birincisi, Bursa’nın çok kısa bir süre içerisinde İstanbul’un arka bahçesi haline dönüştürülmesiyle ilgili gelişmeleri içeriyordu. Bir diğeri ise Bursa’daki çevre kirliliğinin önlenmesinde Büyükşehir Belediyemizin uygulamayı taahhüt ettiği önlemlerdi. Bu hafta sizlerle İstanbul’un akıl almaz genişleme hızından ve Bursa’yı da içine alan “Bir gün herkes İstanbullu olacak” sözüyle sloganlaştırabileceğimiz girişimlerden bahsedeceğim. Türkiye İstatistik Kurumu’nun nüfus verileri İstanbul’un büyüme hızıyla ilgili bize bazı ipuçları veriyor. 1935’te 739 bin 171 kişi olan İstanbul nüfusu, 1955’te 1,5 milyon kişiye yaklaşmıştır. 1965-1970 döneminde İstanbul ilindeki göçle gelmiş nüfusun oranı toplam il nüfusunun yüzde 21’ine ulaşmıştır (Yrd. Doç. Dr. Ergin Gümüş, Türkiye’nin Nüfusu, A.Ü.). 2008 verilerine göre İstanbul, ülke nüfusunun yüzde 17,8’ini oluşturan 12 milyon 697 bin 164 kişinin ikamet ettiği, il ve ilçe merkezlerinde yaşayan nüfus oranının en yüksek olduğu ilimiz olmuştur. Batısında Tekirdağ’ı, doğusunda Sakarya’yı içine alan büyümesini yıllara bağlı olarak gözümün önüne getirdiğimde, aklıma hep kanserli bir hücrenin koca bir organı yok etmesi geliyor. Bu büyüme o kadar hızlı ve o kadar zapt edilemez ki karşısında durmak isteyen dağ, tepe, göl ne varsa yutup sindiriyor. Kendine benzetiyor. İstanbul’un orta ve uzun vadeli sindirme planları içerisinde ne yazık ki Bursa da yer alıyor. İstanbul’da yaşayan bir arkadaşımın birkaç hafta önce “Bursa’ya yerleşmeyi ve işime feribotla gidip gelmeyi düşünüyorum” demesi kaygılarımı yeniden artırdı. Bursa’da üretim yapan ve hayatını İstanbul’da geçiren “Bursalı” sanayicilerimize tam alışmaya başlamışken, bu yeni süreç bizleri farklı düşüncelere sevk etmeli. Hızlı feribot seferleri ve birkaç yıl içerisinde faaliyete geçmesi beklenen İstanbul-Bursa arasındaki otoyol bu sürecin ana unsurları. Bursa’nın İstanbul’a katılması sürecinin nasıl yürütüleceğiyle ilgili sorumluluk ise başta yöneticilerimiz olmak üzere biz Bursalılara düşüyor. Sormamız gereken sorular şunlar: İstanbul yavaş yavaş Bursa’yı bünyesine katarken gelecek yeni sanayi ve nüfusu Bursa taşıyabilir mi? Üstelik kongreler ve oteller cennetine dönüştürülerek her yıl yüzbinlerce yeni hareketli nüfusun kentimize çekilmeye çalışıldığı bu dönemde, acaba hangi yollar, hangi arsalar, hangi hava ve hangi su yeterli gelecek? Bursa’da yapılacak yeni sanayi bölgelerine karşı çıktığımız bu süreçte İstanbul’da barındırılmayan ve bölgeye gelmek isteyen kirletici sanayi hangi unsurlarla durdurulacak? Bursa’da birkaç meslek ve sivil toplum örgütünün direnci sayesinde halen korunabilen tarlalarımız, köylerimiz bu sürece nasıl hayır diyebilecek? İstanbul kendini hizmet, finans ve yönetim merkezi haline dönüştürmeye çalışırken Bursa olarak verilen kararlarda etkin olmamız gerekiyor. Bursa İstanbul’un bitmek bilmez iştahına kurban edilecek bir kent değil. Bu konuda, üst ölçekli plan kararlarında Bursa için sanayi gelişiminin sınırlandırılması en önemli tedbir olacaktır. Emeğe dayalı ağır sanayinin Marmara Bölgesi yerine gelişmekte olan ve çevresel etkilerinin çok daha az olacağı bölgelere kaydırılması ancak hükümetler düzeyinde alınabilecek ve uygulanabilecek bir karar. Biz Bursalıların yapacağı ise, bu kararların alınması için gerekli çalışmaları yapmak ve sesimizi duyurmak. İstanbul’un genişlemesine göz yummanın hem çevreyi hem de sanayimizi tehdit ettiğini her platformda dile getirmek. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

