Enerji ihtiyacı
Pazartesi, 05 Ocak 2009 15:19

alt

Dünya birincil enerji tüketiminin sadece yüzde 0,9’unun gerçekleştiği ülkemizde, 2007 yılında 107 bin 625 Mtep (milyon ton petrol eşdeğeri) birincil enerji tüketildiği biliniyor. Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi Yönetim Kurulu Başkanı Süreyya Yücel Özden’in enerjide arz güvenirliliği konusunda yaptığı sunuşta belirttiği gibi dünyada birincil enerji tüketiminin yüzde 35’i petrol, yüzde 29’u kömür, yüzde 25’i doğalgaz, yüzde 6’sı hidrolik ve yenilenebilir, yüzde 6’sı ise nükleer ile karşılanıyor.
Ülkemizde birincil enerji tüketiminin sadece yüzde 25’i yerli kaynaklardan elde ediliyor. 2007 ithalatımız, 38 milyar metreküp doğalgaz, 23,5 milyon ton ham petrol, 2,3 milyon ton petrol ürünü. Enerji ihtiyacının günden güne arttığı bir dönemde ancak durgunluk ve ekonomik buhranlar bu artışı yavaşlatabiliyor.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) baş ekonomisti Dr. Fatih Birol yaptığı açıklamalarda “Küresel enerji sisteminin gittikçe artan bir şekilde sürdürülemez bir güzergaha girdiğini, ekonomik gelişmelerinden dolayı Çin ve Hindistan’ın küresel enerji talebini yönlendirdiğini, gelecek 10 yılın kritik olduğunu” belirtiyor.
IEA tarafından her yıl yayınlanan “World Energy Outlook” raporunun 2008 yılı ana özetinde enerji dünyasının 2030 yılında bugün göründüğünden farklı olacağından bahsediliyor. Raporda altı çizilen birçok konu üzerinde tartışmalar olsa da; enerji pazarında ve karbondioksit emisyonlarında Çin, Hindistan, Orta Doğu ve OECD’ye üye olmayan bölgelerin etkilerinin artacağından emin olunabileceği belirtiliyor. Dünyanın ve ülkemizin enerji öncelikleri farklılıklar içerse de artan enerji ihtiyacı ortak noktayı oluşturuyor.
Varili (159 litresi) 100 doların üzerinden 40 doların altına inen bir aralıkta seyreden ve dünya bilinen petrol rezervlerinin üçte ikisini ellerinde bulunduran 12 ülkenin oluşturduğu Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) tarafından belirlenen bir metaya bağlı olarak hareket etmek elbette birçok sıkıntıyı da beraberinde getiriyor. Ülkeler, gerçek bağımsızlıklarını sağlayabilmenin ana şartlarından birinin; enerjiye olan bu bağımlılığın ortadan kaldırılması olduğunu biliyorlar. Bu amaçla nükleer enerji ve yenilenebilir enerji kaynakları üzerinde çalışmaya devam ediyorlar.
Nükleer enerji, kaza sonrası kontrol edilemez radyasyon riski ve atıklarının gerçek anlamda bertaraf edilememesinin yanı sıra sadece birkaç gelişmiş ülkenin sahip olduğu üretim ve yakıt teknolojisi nedeniyle söylendiği kadar temiz ve bağımsız bir enerji kaynağı değil.
Ülkemizin enerji ihtiyacının karşılanmasında en çok öne çıkarılan sistemler ise termik santraller. Bu konuda özellikle enerji maliyetlerini düşürmek amacıyla farklı taleplerin sanayicilerimiz tarafından yakın gelecekte dillendirileceği belli. Kömür yakan termik santrallerin çevreye verdiği genel zararlardan daha çok artık ülkemizin de duymazlıktan gelemeyeceği karbondioksit emisyonlarının sınırlandırılması konusu dikkat çekici. Bu nedenle geriye bizim gibi kalkınmakta olan ülkelerin en büyük umudu olan alternatif veya yenilenebilir enerji kaynakları kalıyor. Bu konuda ise almamız gereken uzun bir yol var. 

 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız