Çocuklarımız Nilüfer’i temiz göremez
Pazartesi, 31 Ağustos 2009 11:10

alt

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın mısralarında dile getirdiği Nilüfer, artık sadece bir hayal. Geçtiğimiz hafta gazetemizin manşetine yansıyan ve yıllardır kirliliğinden başka hiçbir özelliğiyle gündeme gelmeyen Nilüfer Çayı’nın durumu gerçekten işler acısı.
Nilüfer’in kirliliğinde, işletmeye geçtikten 40 sene sonra arıtma tesisi yapmayı akıllarına getiren organize sanayi bölgelerimizin elbette büyük bir payı olmuştur. Onları tebrik ediyoruz; çünkü hangi organize sanayi bölgemiz arıtma tesisi yapmışsa bir iki sene içinde yılın en çevreci organize sanayi bölgesi seçildi. Oldukça trajikomik…
Sizlere Nilüfer’in kirliliğiyle ilgili kimyasal oksijen ihtiyacından, taşıdığı ağır metallerden, dip sedimentinin içeriğinden ve bünyesindeki flora ve faunanın son halinden bahsetmeyeceğim. Hangi araştırmanın sonucunu okursanız okuyun varacağınız noktayı kısaca aktaracağım: “Nilüfer kirlidir.”
Mevcut haliyle Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’ne göre sınıf III, yani kirlenmiş su ve bazı bölümlerinde sınıf IV, yani çok kirlenmiş su özelliği taşır. Arıtılmadan hiçbir amaçla kullanılamaz. Nilüfer’in kentimiz için faydalarını saymak isterdim. Ancak şu anda atık sularımızın Marmara Denizi’ne taşınması için bir kanalizasyon olarak hizmet etmesi ve sebze ve meyvelerimizin sulama suyunun temin edildiği bir kaynak olması dışında bir görevi maalesef bulunmuyor.
Geçen hafta ilgili haberde de belirtildiği gibi, konudan sorumlu kuruluşlar Çevre ve Orman İl Müdürlüğü ve BUSKİ, atık suların kimler tarafından ve nasıl deşarj edildiğini biliyor. Yani kirletenler açık bir şekilde tespit edilmiş durumda. Ancak bu iki kurumun da yetkilerini kullanabilmesi, teknik hususların dışındaki iktisadi ve siyasi sebeplere dayanıyor.
Ekonomik krizin halen devam ettiği günlerde soğuk hava deposu olarak kaçak şekilde kurulmuş boyahaneleri, kent içinde atık sularını kirlilik önlem payı ödemeden BUSKİ kanallarına deşarj eden işletmeleri, BUSKİ’nin döşeyemediği hatları, değişen yönetmelik sonrası deşarj standartlarını sağlayamayan arıtma tesislerini kim kime şikâyet etsin. Bu konuda anahtar kurum BUSKİ. En büyük yatırımları yapan ve bir o kadar daha yatırım yapması gereken, kaynakları Büyükşehir ve sportif faaliyetlere kaydırılan, sorumluluk alanı genişlediği için personel ve maddi imkânlar açısından sıkışmış durumdaki BUSKİ. Elinde kontrol etmek ve cezai işlem uygulamaktan başka imkânı olmayan Çevre ve Orman İl Müdürlüğü, bu işi çözemez. Çünkü zaman bize Çevre ve Orman İl Müdürlüğü’nün faaliyetlerinin yetersizliğini gösterdi.
Nilüfer’in temiz akması için zaman zaman daha üst düzeyde gerçekleştirilen toplantıların sonuçlarını da hiçbir zaman göremedik.
Sizlere kötümser bir tablo çizmek istemem, ama çocuklarımız Nilüfer’in temiz aktığını ne yazık ki göremeyecek. Bunun ülkemiz gerçeklerine bağlı birden fazla sebebi var. En önemlilerini sıralamak gerekirse; bir kere atık sularını açık açık deşarj eden işletmelere söz geçirmek şu ana kadar mümkün olmadı. İkincisi BUSKİ’nin yatırım için önemli maddi kaynaklara ihtiyacı var. Sonuncusu ise Bursa’da hiçbir zaman Nilüfer için ortalığı ayağa kaldıracak bir sivil toplum hareketi oluşmadı.
İşin teknik boyutu maalesef daha da vahim… Yaklaşık 50 yıldır kirlettiğimiz Nilüfer’in yatağı sadece deşarjların yönetmelik standartlarına getirilmesiyle kurtarılamaz. Marmara Denizi’ne dökülünceye dek kontrol altında tutulması, tabandaki sedimentlerin temizlenmesi, şevlerin inşaası, geçtiği alandaki kaçak yapılaşmaların ortadan kaldırılması, daralan bölgelerinin yeniden düzenlenmesi oldukça detaylı bir projelendirme ve önemli bir mali kaynak gerektiriyor.
Nilüfer’in havza yönetim planı konusunda ne yazık ki Uluabat kadar bile yol alınamamış durumda.
Kentin bu kadar içinde ve gözümüzden bu kadar uzakta nasıl yaşatıyoruz Nilüfer’i? Akıl erdirmek imkânsız… Anlaşılan, bizim Nilüfer’in Eskişehir’in Porsuk Çayı gibi olması bize şimdilik hayal… Darısı torunlarımızın başına…

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız