Çınarcık Barajı
Pazartesi, 19 Nisan 2010 13:18


Kocaçay üzerinde 1995 yılında yapımına başlanan ve geçtiğimiz yıl tamamlanan Çınarcık Barajı, Bursa’nın enerji, sulama, taşkın koruma ve içme suyu ihtiyaçlarını karşılamak üzere yapılmış çok önemli bir bayındırlık hizmeti. Nehir yatağından yüksekliği 123 metre olan ve toprak-kaya dolgu tipinde inşa edilen baraj gövdesi arkasında normal su kodunda iken 372 bin 940 hm3’lük bir göl oluşacak. Baraj, geçtiğimiz günlerde barajdan bırakılan, çimento ve inşaat atıkları içeren suyun tarım arazilerine ve Uluabat’a verdiği zararla yerel ve ulusal basının gündemine geldi.
Baraj için hazırlanan çevresel etki değerlendirmesi raporunda herhalde bu tür etkilerden de bahsedilmiştir. En azından bahsedilmesi gerekir. Bu tür projelerde değerlendirilmesi gereken önemli konulardan bazıları; hafriyat çalışmalarında ortaya çıkan toprağın taşınması, depolanması ve inşaatın gerçekleştirilmesi sırasında meydana gelebilecek çevresel etkilerin en aza indirilmesidir. Çünkü çevresel hasarlarda hiçbir zaman gerçek maliyetler hesaplanamaz. Genellikle meydana gelen hasarın doğrudan muhataplarının uğradığı zararın telafisi yoluna gidilir.
Bursa’nın gelecekteki içme suyu ihtiyacının karşılanması için önemli bir kaynak olarak gösterilen barajın bir başka işlevinin de barajdan bırakılan kontrollü su ile Uluabat Gölü’nün beslenmesi. Bu konuda uzun zamandır devam eden tartışmalarda biz çevre mühendislerinin dikkate aldığı öncelikli konular şunlar: Hidroelektrik santralde türbinlerden geçerken sıcaklığı yükselen suyun dinlendirme havuzlarında bekletilmesi sırasında göle deşarj standartlarına gelmesi bir zorunluluk. Aksi taktirde göl ekosistemi sıcaklık artışından olumsuz etkilenecektir. Göle bırakılan suyun sıcaklığının yanı sıra akış hızı da önem taşıyor. Eğer uygun mühendislik yapılarıyla su akış hızı uygun değerlere getirilmezse gölün dibindeki sedimentin göl suyuna karışması ve buna bağlı olarak göldeki oksijen seviyesinin önemli ölçüde azalması muhtemel.
Bir başka konu ise Çınarcık Barajı’nda tutulan suyun kalitesi. Her ne kadar şu ana kadar zaman zaman gündeme gelmiş olsa da henüz bir çalışma yapılmadığı için bu konu da dikkate alınmalı. Kocaçay ve kollarının geçtiği havza içerisinde yer alan Orhaneli ve civar köylerin atıksuları kentimizin içme suyu kaynağı olarak gösterilen Çınarcık Barajı’na akıyor. Tıpkı Nilüfer ve Doğancı Barajı’na halen akan bir çok köy kanalizasyonu gibi. Bu tür coğrafik koşullara ve iklime sahip bölgelerdeki atıksuların arıtılmasında yaşanan zorluklar olsa da uygulanabilecek farklı yöntemler bulunuyor. Bu bölgelerin evsel atıksular için en çok tercih edilen aktif çamur arıtma sistemleri için dezavantajı, yaz ve kış dönemlerindeki ısı farkları. Dağ yöresinin kış aylarında birkaç ay sıfıra yakın, hatta eksi değerlerde sıcaklığa sahip olması atmosfere açık şartlarda çalışan bu sistemlerin işletimini olanaksız kılıyor. Ayrıca, ilk yatırım maliyetlerinin yüksek olmasının yanı sıra yetişmiş personele ihtiyaç duyması ve işletme sırasındaki yüksek elektrik giderleri de aktif çamur arıtma sistemlerinin negatif yönleri olarak görülüyor. Bu maliyetler ve ihtiyaçlar karşılanmadığında da tıpkı ülkemizdeki birçok ilçe ve belde arıtmasında olduğu gibi arıtma mezarlığı haline dönüşmüş yatırımlar ortaya çıkıyor.
Benzer sorunlar daha önceki yıllarda Uludağ oteller bölgesi için de gündeme geldi. Aktif çamur sistemlerine alternatif olarak sunulan bekletme, filtrasyon ve bitkilerle arıtmayı içeren doğal arıtma sistemleri ise ilk yatırım ve işletme maliyetlerinin daha düşük olması ve sürekli ve yetişmiş personele ihtiyaç duyulmaması sebebiyle kimi küçük yerleşimlerde gündeme geliyor. Ancak bu tesisler de iklimden etkileniyorlar ve arıtma verimleri zaman zaman tartışma konusu oluyor. Bu tartışmaları sonuçlandırmak amacıyla bölgede detaylı bir çalışma yapmakta fayda var. Bölge şartlarını ön planda tutan, inşa edilebilecek ve işletilebilecek özelliklere sahip, yani sürdürülebilir bir arıtma yaklaşımı gerekiyor.
Nilüfer, Doğancı ve Çınarcık Barajlarına akan atıksuların kontrolünün gündeme alınması ve bu yatırımlara kaynak ayrılması gerekiyor. Eminim yetkililerimiz konuyla yakından ilgileneceklerdir.

Kamil Salihoğlu'nun Tüm Yazıları İçin Tıklayınız