Çevresel maliyetler ve Bursa
Pazartesi, 24 Mayıs 2010 14:30


Son aylarda kentimizde atıksu arıtımı konusunda yaşanan gelişmeleri ilgiyle izliyoruz. Büyükşehir sınırlarının genişlemesinden sonra sorumluluk alanı yaklaşık 10 kat artan BUSKİ; personel, araç ve  finansman konularındaki sorunlarını halen aşabilmiş değil. Tesislerinin büyük bir kısmını özel bir işletmeciye ihale ederek bazı sorunlarını çözme umudu taşıyor. Büyük bölümünü Dünya Bankası ve Avrupa Yatırım Bankası gibi uluslararası kuruluşlardan borçlanarak gerçekleştirdiği altyapı yatırımlarını devam ettirebilmek için yeni kaynaklar aramaya devam ediyor. Bu arada alınan borçların ödemeleri de su satış bedellerinden karşılanmaya çalışılıyor. Yeni bir kredi anlaşması yapılabilmesi için ise yatırımcı kuruluşun projenin gerekliliğine, profesyonelce hazırlandığına, uluslararası bir müşavir tarafından takip edileceğine inanması gerekiyor. Bunların hepsinden daha önemli olan ise verilen kredinin geri ödenebilirliğinin ispat edilmesi. Bu yüzden kentimizdeki en büyük altyapı projelerinden bazılarına imza atmış olan BUSKİ, yatırım kararlarında ince eleyip, sık dokumak zorunda.
BUSKİ’nin proje dosyası da oldukça kabarık. Yeni kolektör hatları, içme suyu şebekeleri, çamur bertaraf tesisi, içme suyu arıtma tesisleri, su depoları, evsel atıksu arıtma tesisleri vb. Bu süreçte kentimizdeki su ve atıksu ile ilgili problemler değişik platformlarda gerek kamu gerekse sivil toplum örgütlerinin yer aldığı toplantılarla kent gündemine taşınıyor. Geldiğimiz noktada artık herkes sularımızı kirletenleri biliyor ve onların hangi önlemleri alacağını bekliyor. Atıksu arıtma tesisi olmayan, ancak BUSKİ ve Çevre ve Orman İl Müdürlüğü’ne belli bir süre içerisinde yapacağına dair taahhütlerde bulunmuş olan sanayicilerimiz ekonomik krizin etkilerinin devam ettiği şu günlerde maliyetleri tek başına yüklenmek istemiyor. Arıtma tesisi olup deşarj noktaları gereği kriterleri sağlayamayan sanayicilerimiz ise farklı bir noktaya deşarj edebilmek veya ileri arıtma yapabilmek için gerekli maliyetlerin tamamını veya bir kısmını kamuya ödetme gayretine giriyorlar. Arıtma tesisi olmayan sanayi bölgeleri BUSKİ’yi içlerine alıp ilk yatırım ve işletme maliyetlerini hafifletmeye çalışıyorlar. Bahse konu yatırımlar birkaç yüz bin avrodan, yirmi, otuz milyon avroya uzanan devasa bütçeleri gerektirdiği için hiçbir sanayici bu maliyetleri tek başına yüklenmek istemiyor.
Aslında sanayileşmiş her ülkenin yaşadığı bir çevre sürecini biz de yaşıyoruz. Kamu, istihdam yaratan özel sektörü ayakta tutabilmek için kirletmesine şimdiye kadar olduğu gibi göz yummak zorunda olduğunu hissediyor. Göz yummadığı taktirde, sanayinin uyması gereken kriterleri sağlaması için çevre yatırımlarını sübvanse etmeye zorlanacağını biliyor. İlk seçenek doğrudan bir nakit aktarımını gerektirmediği için en ekonomik yol olarak zaten günümüze dek uygulandı. İkinci seçenek ise devlete önemli bir mali külfet getirdiği için mümkün olduğu kadar öteleniyor. Peki ne olacak? Yani özellikle AB çevre faslı için 2023 yılına kadar yapılması gereken yaklaşık 60 milyar avro nereden temin edilecek? Bu soru çevreyle ilgilenen herkesin aklında. Bu paranın yaklaşık yüzde 20’sinin AB fonlarından geleceği ümit ediliyor. Endüstri, tarım ve kentsel altyapı dahil olan bu maliyetin yüzde 80’inin kamu, yüzde 20’sinin ise özel sektör tarafından karşılanacağı öngörülüyor. Yani aslında sorumuzun cevabı çok açık. Bu paranın önemli kısmı kamu tarafından, yani halkımızın vergileriyle ödenecek. Bursa’da yaşadığımız süreç ise özel sektör payına düşen yüzde 20’lik kısmın da dolaylı olarak yine kamu tarafından karşılanacağını gösteriyor. Ne var ki kamu bu yükü ne kadar taşıyabilir onu zaman gösterecek. Yakın gelecekte bu maliyetlerin yükünün faturalarına yansıdığını gören halkımızın tepkisi de pek olumlu olmayabilir.
Yazıma son verirken, ömrüm boyunca sevdiğim ve desteklediğim tek futbol kulübü Bursasporuma, hepimize yaşattığı şampiyonluk sevinci için teşekkür ediyorum.

Kamil Salihoğlu'nun Tüm Yazıları İçin Tıklayınız