| Çevre yatırımlarımızda Avrupa ortak, biz pazar |
| Pazartesi, 22 Şubat 2010 22:00 | |||
![]() Ülkemizin AB’ye uyum sağlaması sürecinde, çevre korumaya yönelik olarak 2007’den itibaren yapması gereken yeni yatırımlar ile yenileme, bakım ve onarım maliyetleri dikkate alındığında yatırım ihtiyacı, OECD tarafından yaygın olarak kullanılan FEASIBLE modeline göre, 59 milyar avro. Bu yatırımların yüzde 80’inin kamu sektörü, yüzde 20’sinin ise özel sektör tarafından yapılması bekleniyor. Bu bilgileri Çevre ve Orman Bakanlığı’nın 2006’da yayınladığı AB Entegre Çevre Uyum Stratejisi: 2007-2023 (UÇES) raporundan aldım. Raporda, UÇES’in temel amacı, ülkemizde ekonomik ve sosyal şartları da dikkate alarak, sağlıklı, yaşanabilir bir çevre oluşturmak ve bu doğrultuda ulusal çevre mevzuatımızın AB çevre müktesebatı ile uyumlaştırılarak uygulanması ile uygulamanın izlenmesi ve denetlenmesini sağlamak olarak açıklanıyor. Geçtiğimiz yılın sonlarında müzakerelere açılan çevre başlığı ile ilgili görüş soracağınız tüm taraflar, konuya farklı yönlerden bakacak ve karamsarlıklarını dile getireceklerdir. Biz çevre mühendisleri ise mesleğimizi, adında çevre kelimesi geçen Bakanlığımıza bile anlatamamışken çevre yatırımlarındaki gerçekleri kime nasıl anlatacağımızı bilememenin ızdırabı içindeyizdir. Yukarıda bahsedilen 59 milyar avro, tahmin edilen en düşük yatırım ihtiyacını gösteriyor. Bu maliyetin büyük kısmını karşılayacak olan kamunun ana finansman kaynağı ise vergilerimiz. Yani bu paranın ucu bizim cebimize dokunacak. Durumun farkında olan ve piyasada çevre teknolojilerini pazarlamak için cirit atan Avrupalı binlerce firma temsilcisi her gün hem Ankara’nın hem de yerel yönetimlerin kapısını aşındırıyor. Olay o boyuta gelmiş durumda ki bu firmalar her gün yeni bir teknolojiyle karşınıza çıkarak “çözüm ortağınız” olmak için her yolu deniyor. Bu teknolojilerin bazıları ancak bilimsel atıf indeksi tarafından taranan dergilerdeki laboratuvar ölçekli çalışmalar. Konunun özü para olunca çevre sadece teferruat oluyor. İşin üzücü olan tarafı, pastanın büyük bölümünün Avrupalı firmalar tarafından paylaşılacak olması. Çünkü yüksek maliyetli çevre yatırımları için alınan yurtdışı kredileri, yabancı firma ortaklığını zorunlu kılıyor. Bununla birlikte özel birkaç proses dışında yatırımcılarımızın, mühendislerimizin ve işçilerimizin altından kalkamayacağı çevre yatırımı yok gibi. Çevre teknolojileri konusunda çalışan yerli firmalarımızın boyutları ise ne yazık ki dünya çapında iş yapan çok uluslu şirketler kadar büyük değil. Ülkemizdeki çevre yatırımlarının büyük bölümünün yerli firmalar tarafından, yerli teknolojiler kullanılarak yapılması hepimizin menfaatine. Çevre yatırımlarına sadece taşeronluk gözüyle değil, ana yüklenici olarak bakmak zorundayız. Çevre teknolojilerinin üretimi ise ülkemizdeki yatırımcılar için bakir bir alan. Bu konudaki düşüncelerimi daha önceki yazılarımda da belirtmiştim. Artık sanayicimizin çevre sektöründe de önemli yatırımlara girmesi gerekiyor. Umalım ki çevre sektörüne yatırımlar alanındaki boşluğu birileri fark etsin. Bizi pazar olmaktan kurtarsın. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

