Bursa’da tehlikeli bir konu: Tehlikeli atık
Pazartesi, 11 Mayıs 2009 16:24

alt

Kentimiz için üretim kapasitesi açısından Türkiye’nin ilk üç şehri arasında yer almak daima bir övünç kaynağı olmuştur. Üretimin kaçınılmaz sonucu ise atık oluşumudur. Her ne kadar son yıllarda kaynağında atık azaltma teknolojileriyle ilgili bir takım çalışmalar bulunsa da işin çok başında olduğumuz ortadadır.
Çevreye yapılan yatırımlar ise halen sanayicimizin büyük bir bölümü tarafından zül addedilmektedir. İşletmelerin sahip olması gerekli bazı evraklar ve çok nadir de olsa gerçekleşen bazı denetimler de olmasa acaba kaç kuruluş bu tür maliyetleri karşılamayı aklına getirir?
Sayıştay’ın 2007 yılında yayınladığı “Türkiye’de Atık Yönetimi” adlı raporda; 2004 TÜİK verilerine göre ülkemizde yılda oluşan 2 milyon ton tehlikeli atığın ancak yüzde 5’i bertaraf edilmektedir. 2008 yılı netleşmeyen verilerine göre İzmit Atık ve Artıkları Arıtma Yakma ve Değerlendirme A.Ş.’ye (İZAYDAŞ) Bursa’dan giden atık miktarı 4 bin ton civarındadır.
Peki, kaç insanımızın tehlikeli atıklar nedeniyle hastalandığı veya öldüğü bizi ilgilendirmiyor mu? Sorun neden bu kadar büyüdü? Sorunun bir açıklaması ise elbette var. İşletmelerimizin büyük çoğunluğunda üretim sırasında oluşan atıkların yönetimine dair gelişmiş bir sistem bulunmuyor ve atıklar tehlikelilik özelliklerine göre sınıflandırılmıyor. En iyi ihtimalle evsel veya tehlikeli olmayan atıklar içerisine karıştırılıyor. Tehlikeli atıkların bertaraf maliyetlerine katlanmamak için yüzlerce firmanın atık beyan formlarında tehlikeli atık oluşturmadıklarını yazmaları yeterli.
Son yıllarda ülkemizdeki tehlikeli atık bertarafına yönelik gelişmeler ise ilgi çekiyor. Avrupa Birliği’ndeki (AB) yasal düzenlemeler ve uygulamalar bertaraf konusunda yakmayı neredeyse zorunlu hale getiriyor. AB uyum sürecinde ülkemizin bu tür atıkları bertaraf ederken izleyeceği yolu belirlemesinde bu seçim kritik bir rol oynuyor. Ancak AB yakmayla ilgili emisyon problemlerine ilişkin de önemli kriterler getiriyor.
Bilim insanlarının ve çevreye duyarlı vatandaşlarımızın yakma ve oluşacak emisyonlar konusundaki en önemli endişeleri ise birçoğu kanserojen özellik taşıyan veya henüz tehlikeleri bilinmeyen kirleticilerin arıtılabilirlikleri ve arıtma sistemlerinin sürekli çalıştırılıp çalıştırılmayacağıyla ilgili.
Kentimizde Mustafakemalpaşa Çördük Köyü yakınlarında yapılması planlanan endüstriyel-tıbbi atık bertaraf ve atıktan enerji dönüşüm tesisiyle ilgili de benzer kaygılar geçerli. Bu tür tesislerin kurulacağı alanın özellikleri, oluşturacağı emisyonların ve diğer atıkların bertarafı öncelik taşıyor.
Oluşturacağı emisyonların öyle basit yöntemlerle arıtılabilir kirleticiler olmadığını da bu konuda çalışan hocalarımızdan aldığımız bilgilere dayanarak rahatlıkla söyleyebiliriz. En çok gündeme getirilen kirleticiler; dioksin, furan, PAH, PBDE, PBB, nitro-PAH, PCB, ağır metaller (civa, kadmiyum, kurşun vb.).
Bir başka konu ise kentimizde ve yakın çevresinde oluşan tıbbi atıkların bertarafı için sterilizasyon yöntemine dayalı bir sistemin geçen yıl hizmete girmiş olması. Bu nedenle tesis, diğer illere de hizmet veren bir atık bertaraf merkezi olma amacında gözüküyor.
Böyle bir durumda atıkların nakil güvenliği de gündeme geliyor. Tonlarca atığın Bursa üzerinden taşınacak olması sorunun bir başka boyutu. Mevcut verilere göre; bölgesel tehlikeli atık bertaraf tesislerinin yapılmasıyla ilgili Çevre ve Orman Bakanlığı’nın daha aktif rol oynaması ve bu tür yatırım kararlarının sadece özel girişimin inisiyatifine bırakılmaması gerekiyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız