| Bir hayalim var: Uludağ... |
| Pazartesi, 21 Aralık 2009 14:08 | |||
![]() Uludağ ile ilgili tartışmalar şu günlerde o kadar hararetli bir şekilde sürüyor ki, mevcut gündemin dışına çıkarak bazı konuları tartışmanın daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Hayatın, hayallerimizi ve umutlarımızı kaybetmeden yaşanabilir olacağı ön kabulümle başlamak istiyorum yazıma. Benim hayalim; Uludağ’ı yaşatmak üzerine… Milli Park statüsüne alınacak kadar kıymetli bu mitolojik doğa harikasının bir heykel gibi korunamayacağının herkes farkında. Ancak bugüne dek alınan kararlarla koruma ve yararlanma konularının doğru şekilde yürütülmediği de ortada. Yönetim yetkisinin kime verileceği elbette Uludağ’ın geleceğinin ne olacağını da belirleyecek. Ancak yetki kime geçerse geçsin yapılacak proje Uludağ’ı mevcut halinden çok farklı yerlere taşıyacak. Mevcut durumdan memnun olunsa, üst üste betonarme binalardan oluşacak bir Uludağ istenseydi herhalde bugün kaçak bölümleri olduğu söylenen kamuya ve özel sektöre ait oteller çok büyük sorun oluşturmazdı. Peki, bir milli park nasıl hem korunup hem tüm insanların faydalanacağı bir yapıya getirilir? En azından planlanan “Yeni Uludağ” için neler konuşulmalıdır? Bence planın temelini sürdürülebilirlik kelimesi oluşturmalıdır. Dünyanın neresinde olursa olsun bu tür alanların önceliği korumadır. Mahalle arasında yapılmış apartmanlardan farkı olmayan otellere yerleşerek, karların altında kalan onlarca çirkinliği görmeden geçirilmiş 15 günlük tatiller için koca bir dağ planlanamaz. Tüm dünyadaki milli parklar kalitesinde bir standart yakalanmak zorunludur. Hayalim, Uludağ’ın ekolojik turizm merkezi haline getirilmesidir. Bölgede yıllardır hizmet veren kuruluşlar elbette kendi işletmelerini devam ettirmek isteyeceklerdir. Eğer sorun yatak sayısı, turizm için ayrılan süre, altyapı vb. ise tüm bunların cevabı yeni projede ekolojik yaklaşımların ön plana alınmasıyla çözülebilir. Artık kendi kendine yeten bir Uludağ oteller bölgesi için insanların talepleri ve teknoloji çok daha uygun durumdadır. Kendi enerjisini kendi üreten, suyunu kendi sağlayan, atıklarını geri dönüştüren ve kazanan, atıksuyunu arıtan ve yeniden kullanan, bulunduğu coğrafyaya dört mevsim boyunca uyum sağlayan doku ve tasarımlarda yepyeni bir yerleşim, bölgeyi farklı noktalara taşıyacaktır. Önerdiğim yeni yerleşim, kilometrelerce mesafeden elektrik, su getirmek ve yine oluşan katı atık ve atıksuyu aynı yollarla ve hatlarla geri göndermekten daha yüksek maliyetlere ve çevresel zararlara yol açmayacaktır. Bırakalım insanlar artık dört mevsim boyunca doğa turizmi için gelsinler Uludağ’a. Spor kampları, bilimsel toplantılar, araştırma gezileri için yollara dökülsünler. Dağın içinde belli belirsiz fark edilen yapılarda kalsınlar. Ulaşım için belirli mesafeden sonra ancak özel ulaşım araçlarıyla ulaşılsın ve araçlardan oluşan kirliliğe ve keşmekeşe son verilsin. Ortak pistler, ortak tesisler tasarlayalım. Tekrar ediyorum, ana amaç doğayı koruyarak en fazla nasıl yararlanabiliriz olsun. Dağın bütününü kucaklayan ve yapılaşmayı çok sıkı kurallara bağlayan, dağ eteklerinden yukarı tırmanan gecekonduları, dağ yolundaki villakonduları, restaurantları durduran bir plan olsun. Oteller bölgesindeki rant koskoca bir milli parkın geleceğini heba etmesin. Bir hayalim var. Umarım bu hayal gerçekleşmesi bu kadar yakın iken bir anda kişisel hesapların kurbanı olmaz. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

