| Başka bir Uludağ |
| Pazartesi, 01 Şubat 2010 22:00 | |||
![]() Uludağ hakkında son günlerde hararetlenen tartışmaların odağını, kimin tarafından yönetileceği konusu oluşturuyor. Oysa tartışmanın, nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda yoğunlaşmasının daha sağlıklı sonuçlar vereceğini düşünüyorum. Hangi kurumumuz tarafından yönetilirse yönetilsin, bölgenin korunması ve sürdürülebilir projeler geliştirilmesi gerekiyor. Ne yazık ki milli park niteliğindeki 12 bin 762 hektarlık bu çok özel doğa parçası, genellikle sadece oteller bölgesinden ibaret bir yapı olarak algılanıyor. Oteller bölgesinin yeniden planlanması dışında şu günlerde ön plana çıkan başka bir unsur yok. Oysa Uludağ, Bursa’nın ana su kaynağı. İçtiğimiz, özel firmalarca şişelenerek satılan ve tarlalarımızda kullandığımız suyun tamamına yakın kısmının membaı Uludağ. Bu yönden bakıldığında, bölgedeki tüm faaliyetler ve çevresel sorunlar aslında tüm Bursalıları etkiliyor. Üzeri karla örtülünce altındaki tüm sorunları gizleyerek beyaz cennet adını alsa da aslında ülkemize has 80’e yakın ve Uludağ’a has 30 civarında endemik bitki türü ve barındırdığı biyoçeşitlilik bakımından gerçek bir cennet. Dünyada alpin zonlarının açıkça tespit edildiği, bu tür mikroklimaya, bitki ve hayvan yapısına sahip bir coğrafyayı bulmak oldukça güç. Bugüne kadar Uludağımıza ne yazık ki gerekli özeni gösterdiğimizi söylememiz doğru olmaz. Uludağ’daki köylerimiz ve otellerimiz dahil tüm yerleşimlerin atık suları arıtılmadan doğaya bırakılıyor. Sağlıklı bir atık yönetimi oluşturulmuş değil. Bölgeden elde edilen yüksek debilerdeki kaynak suları havza dışında, neredeyse tüm yurdumuzda ve yurt dışında tüketiliyor. Satılan debi toplam havza debisi içerisinde çok düşük bir miktar olarak algılansa da sonuç itibariyle havzanın su döngüsüne müdahale ediliyor. Kış aylarında oteller ve bu bölgeye gelen araçlar önemli ölçüde hava kirliliği oluşturuyor. Hem oteller bölgesindeki hem de dağın yamaçlarındaki kaçak yapılaşma ve çevre kirliliği su kaynaklarımızı ve ekosistemi tehdit ediyor. Bütün bu bilinen sorunlar, ne yazık ki bugüne kadar çözülmek yerine görmezlikten gelindi. Uludağ’ın çevre sorunlarının incelenmesi, veri toplanması ve gerekli çevresel önlemler için projeler geliştirilmeli. Aksi taktirde Uludağ’daki planlamayı hangi bilgilerle yapacağız! Örneğin korunmada öncelikli türlerin tayini, günübirlik ve konaklayacak vatandaşlarımızın faaliyetlerinin planlanması, dağ köylerinin durumu, atık su arıtımı, atık yönetimi, hava kirliliğinin önlenmesi vb. konularda yürütülmesi gereken önemli çalışmalar var. Uludağ ve koruma öncelikli bölgeler konusunda uzmanlaşmamış kişilerin, nereye, kaç yataklık otel yapılabileceğini söylemesi Uludağ’ın sorunlarını çözmüyor. Gerekli araştırmalar için ise ismini Uludağ’dan almış üniversitesimiz önemli bir kaynak. Bölgede gerçekleştirilecek çalışmalarda ilgili hocalarımızın katkılarının olacağını düşünüyorum. Uludağ ile ilgili birkaç yıl evvel yayınladığımız bir çalışmada oluşturduğumuz kavramsal modelde su kaynakları, yaban hayatı, orman varlığı, bitki türleri ve estetik güzellik korunması gerekli değerler olarak ortaya çıkmıştı. Maalesef bugün Uludağ ile ilgili tartışmalarda bu başlıklardan hiçbiri gündemde değil. Önceliğin koruma olduğu bu tür hassas bölgelerdeki faaliyetler, kent yaşamı için ürettiğimiz yaklaşımlarla çözülemez. Uludağ için kayak merkezleri yerine dünyadaki doğru uygulamaya sahip milli parkları model almak zorundayız. Bu bölgede yapılacak her türlü çalışma için çevresel etki değerlendirmesinin yapılması gerekiyor. Sürdürülebilir turizmin temel alındığı bir planlama zorunlu. Konaklamanın milli park dışına alınması, insan ve araç hareketlerinin düzenlenmesi ile oluşacak çevresel etkilerin de en alt düzeye indirilmesi sağlanabilir. Kısaca, Uludağ için artık başka türlü düşünmek gerekiyor. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

