|
Pazartesi, 29 Haziran 2009 15:08 |
|

Yazılarımda enerji ve çevre ilişkilerine zaman zaman değinmeye gayret ediyorum. Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizdeki çevre koruma ve kontrol faaliyetlerinin temelinde de bu ilişkinin yer aldığını savunuyorum. Bildiğiniz gibi hava kirliliğinin başlıca kaynağını fosil yakıtların yanma ürünleri oluşturuyor. Bu kirleticilerin etkilerinin ancak alternatif enerji kullanımıyla aşılacağını düşünüyorum. Kyoto Protokolü’nü imzalamamızın ardından, fosil yakıtların etkilerini azaltmaya yönelik yatırımlar yapmak yerine temiz, alternatif enerji kaynaklarına yönelmenin orta ve uzun vadede büyük avantajlar getireceği ortada. Üstelik temiz, alternatif enerji kaynaklarının en önemli özellikleri bağımsız olmaları. Yani herhangi bir ülkenin topraklarından çıktığı için milyarlarca dolar ödeyerek getirmenize gerek yok. Tekelcilik yok. Petrol yatakları için verilen kanlı savaşlara gerek yok. Güneş, rüzgar, su… Bunlarla ilgili teknolojinin son 5 yılda geldiği nokta gelecek adına hepimizi ümitlendiriyor. Elbette bunun için bir geçiş süreci yaşayacağız, süreç kolay ve sancısız olmayacak. Muhtemelen ilk 15-20 yıl elektrik-petrol karışımlı hibrit otomobiller, güneş ve konvansiyonel bileşik ısıtma ve soğutma sistemleri hayatımıza girecek. Sonra tamamen yeni nesil, yüksek verimli alternatif enerji sistemlerini kullanacağız. Birçok önemli petrol tröstünün alternatif enerji pazarıyla ilgili önemli yatırımları bulunuyor. Belki bu gelişme alternatif enerji yatırımlarına ilgiyi artırabilir ve teknolojik ilerleme bir anda boyut değiştirebilir. Alternatif enerji sistemleriyle ilgili ülkemizde de son yıllarda önemli gelişmeler olduğunu göz ardı edemeyiz. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın özellikle son yıllardaki yaklaşımı oldukça olumlu. Üniversitelerimiz konuyla ilgili çalışmalarını artırdı, ilgili enstitü ve çalışma gruplarını oluşturmaya başladı. Ankara, İstanbul, Manisa gibi farklı illerden alternatif enerjiyi üretecek bileşenlerin imalat çalışmalarına ilişkin önemli haberler alınıyor. Nehir tipi hidroelektrik santraller, fotovoltaik piller, toprak kaynaklı ısı pompaları, rüzgar türbinleri, güneş santralleri vb. birçok kavramı artık daha sık duyar olduk. Diyarbakır ve Muğla’da yapılan güneş evi projeleri bir değişimin habercisi. Bütün bunlar iyi güzel de en büyük atılımı yapması beklenen grup tabii ki yine özel teşebbüs. Sanayimiz konuyu gündemine gerçek anlamda aldığında olayın devinim kazanmaması imkansız. Üretimi, ihracatı hedefleyen bir müessesede beklemek olmaz. İhtiyaç tespit edildiği ve karar verildiği anda olayın seyri değişir. Kendi tesisinin en önemli girdilerinden biri olan enerjiye hükmedebileceğini gören hiçbir yatırımcı bu fırsatı kaçırmaz. Petrol ve enterkonnekte sistemden elde edilen enerji önümüzdeki birkaç yıl daha maliyet ve teknoloji alanında alternatifsiz olarak görünse de egemenlik bayraklarını çok yakında kendine yeten sistemlere devredeceklerini görmemek aymazlık olur. Bu konunun hayal olduğunu, maliyetlerin çok yüksek olduğunu söyleyenlere ve şimdilik beklemek isteyenlere önerim yarın çok geç kalmış olabileceklerini unutmamaları. En azından araştırmalarına şimdiden başlamaları… Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|