| Avrupa'nın çevre gündemi |
| Pazartesi, 03 Mayıs 2010 13:25 | |||
![]() Geçtiğimiz yılın sonunda müzakerelere açılan çevre faslı, Avrupa Birliği’ne uyum sürecimizde en önemli konulardan birini oluşturuyor. Gerek kapsamının genişliği, gerekse uyum için gerekli maliyetler bu konuda bilgi sahibi olan herkesi düşündürüyor. Çevre faslı çerçevesinde birçok alt başlık gündeme alınacak. Bu başlıkların bazıları Avrupa Çevre Ajansı’nın internet sayfasının da içeriğini oluşturuyor. Ajansın öncelikli olarak gördüğü bazı başlıklar; hava kirliliği, biyoçeşitlilik, iklim değişikliği, arazi kullanımı ve su. Hava kirliliği konusunda iki kirletici madde; partikül madde ve yer seviyesindeki ozon, şu anda genel olarak sağlığa etkileri bakımından en önemli maddeler kabul ediliyor. 1997'den beri, Avrupa'nın kentsel nüfusunun yüzde 45 kadarının, ortam havasında insan sağlığının korunması için belirlenen AB sınırının üzerindeki seviyelerde partikül madde konsantrasyonlarına ve yüzde 60 kadarının da AB hedef değerini aşan ozon seviyelerine maruz kaldığı düşünülüyor. Havadaki PM 2,5’un (2,5 mikron büyüklüğünde partikül madde) AB’deki istatistiksel ortalama yaşam süresini sekiz aydan fazla azalttığı hesaplanıyor. Biyoçeşitliliğin kaybı konusunda birincil sebepler olarak; barınma, yol yapımı ve tarım için doğal alanların ve ormanların yok edilmesinin sebep olduğu habitat kaybı, tarım için sulak alanların kurutulması, akarsulara baraj kurulması ve denizlerdeki aşırı balık avı gösteriliyor. Biyolojik çeşitliliğe yönelik diğer tehditler ise; kirlilik, iklim değişikliği ve kaynakların aşırı tüketimi olarak sıralanıyor. İklim değişikliği en büyük çevresel, sosyal ve ekonomik tehditlerden birini teşkil ediyor. Sera etkisi yaratan gazların salınımı engellenmezse, ortalama küresel sıcaklığın 2100 yılına kadar 1,4-5,8 santigrad derece artacağı öngörülüyor. Uluslararası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) Türkiye senaryosunda, ülkede yıllık ortalama sıcaklığın ileriki yıllarda 2,5-4 derece artacağı, Ege ve Doğu Anadolu’da artışın 4 dereceyi bulacağı tahmin ediliyor. Senaryoda, ülkenin güneyinin ciddi kuraklık tehdidiyle karşı karşıya kalacağı, kuzey bölgelerde ise sel riskinin artacağı ifade ediliyor. Bunu önlemek için, Ocak 2008’de yayınlanan Avrupa Komisyonu İklim ve Enerji paketinde 2020 yılına kadar; sera gazı emisyonlarının yüzde 20 oranında azaltılması; yenilenebilir enerji payının yüzde 20 oranında artırılması; enerji verimliliğinin yüzde 20 oranında artırılması öngörülüyor. Arazi kullanımı konusunda ülkemizin yakından bildiği sulak alanların ortadan kaldırılması, tarımsal arazilerin amaç dışı kullanımı vb. birçok konu tartışılıyor. En çok gündemi işgal eden konulardan biri su. Dünyamızın yaklaşık yüzde 70’ini kaplayan suyun ancak yüzde 0,3’ü kullanılabilir ve içilebilir özellikte. Türkiye’nin kullanılabilir su potansiyeli 110 milyar metreküp ve bunun yüzde 16’sı içme ve kullanmada, yüzde 72’si tarımsal sulamada, yüzde 12’si de sanayide tüketiliyor. Suyun yönetimi için havza modeli öngörülüyor. Elbette bu havzalar su kaynaklarının doğal sınırlarına göre belirlendiği için yönetiminin de kaynak ülkelerin inisiyatifinden alınması konuşuluyor. Avrupa’da çevrenin gündemini oluşturan bu öncelikli maddeler pek yakında bizim de ana gündemimizi oluşturacak. Çevre konusunda ülkemizde yapılması gerekenlerin çok ve maddi kaynaklarımızın kısıtlı olması sebebiyle hepimizi zorlu bir dönem bekliyor. Ben çevre yatırımları konusunda gerekli çalışmaların büyük bölümünün kendi beyin ve işgücümüzle yapılmasını savunuyorum. Çevre faslının tamamlanmasının da ancak toplumuzda çevreyle ilgili olarak gerçekleşecek bir bilinç değişikliği ve çevre yatırımlarının kendi imkanlarımızla yapılmasıyla mümkün olacağı kanaatindeyim. Umarım bu görüşüm gerçekleşir. Kamil Salihoğlu'nun Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|

