Avrupa Birliği ve çevre
Pazartesi, 25 Mayıs 2009 15:49

alt

Doğanın bütün varlıklarının korunması, insanoğlunun olağanlaştırması gereken bir anlayıştır. Çevre kirliliğinden bizlerin anladığı, insanoğlunun faaliyetleri sonucu doğal dengenin bozulmasıdır. Yani suda, havada ve toprakta, doğanın kendi kuralları içerisinde gerçekleşen süreçlerin, ürettiğimiz kirleticiler marifetiyle yavaşlamasına veya bozulmasına sebep olmamızdır. Tabii akla hemen insanoğlunun gerçekleştirdiği hangi faaliyetin bu dengeyi bozmadığı sorusu gelebilir. Sanayi devrimi sonrası gerçekleştirilen neredeyse tüm üretim faaliyetleri bu dengenin alt üst olmasına yol açmıştır. Daha hızlı bir yaşamı ve daha çok tüketmeyi özendiren bu yeni düzen içerisinde dünyanın kıt kaynaklarını umursamazca tüketmek başlangıçta sorgulanmamıştır. Çevre sorunları olarak karşımıza çıkan birçok problem yine sanayi devrimi sonrası toplumun bu üretim ve tüketim ilişkisinden kaynaklanmıştır.
Mevcut doğal kaynakların yağmalanırcasına kullanılmasının ardından kaynakların hızla tükendiğini fark eden dünyanın sanayileşmiş ülkeleri, kaynakların paylaşımı ve kullanımına ilişkin değişik yaklaşımlar geliştirmişlerdir.
Bizim gibi sanayi devrimini kaçıran ve ömür boyu üzerimize yapışan “gelişmekte olan” yaftasıyla yaşamak zorunda olan, sanayisini ve öz sermayesini oluşturma çabasındaki bazı ülkeler ise hiçbir kirlilik düşünmeden üretime geçmeye fırsatları olmadan batının getirdiği kısıtlamalarla yüzyüze kalmıştır. Bugün Avrupa Birliği olarak evrilen yapının temelinde Almanya, Fransa, İtalya, Belçika, Lüksemburg ve Hollanda’nın oluşturduğu Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nun olduğu bilgisini paylaşmamız umarım Avrupa karşıtlığı olarak algılanmaz. Çünkü bu anlaşma metninin maddelerinde “Çok eskiden beri süregelen husumetin yerine, temel menfaatlerini birleştirmeye; ekonomik bir topluluk kurarak, kanlı çatışmalarla uzun süredir bölünmüş halklar arasında daha geniş ve köklü bir topluluğun temellerini oluşturmaya ve bundan böyle ortak bir kaderi yönlendirecek kurumların temellerini atmaya KARARLI OLARAK ve temel üretimlerini artırmak suretiyle yaşam standardını yükseltmeye ve barışçıl çabaları daha ileri götürmeye İSTEKLİ OLARAK bir Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu kurmaya karar vermişlerdir” denilmektedir. Bu ülkelerin hepsinin bir zamanlar yönetimleri altında bulunan ülkelerdeki kaynakları nasıl kullandıklarını hatırlamak elbette yukarıdaki açıklamaları teyit edecektir. Yani özetle çevre problemlerinin ortaya çıkışını ve bu problemlere karşı dünyada oluşan çevreci hareketleri oluşturacak somut temeller bulunmaktadır. Ülkemizin yatırım ve çevre kıskacında yaşadığı sıkıntıların temelinde aslında bu gelişmeler yatmaktadır. İş, aş, istihdam ve ekonomik buhran kelimelerinin dilimize pelesenk olması boşuna değildir.
Bununla birlikte üzerinde yaşadığımız bu güzel toprakların gerçek kamu yararı düşünülerek değerlendirilmesi gerekmektedir. Dahil olmaya çalıştığımız Avrupa Birliği’nin çevre mevzuatı kapsamında uygulamamız gerekenler konusunda sanayicimiz halen yeterli bilgiye sahip değildir.
Üretimin yaklaşık yüzde 90’ının KOBİ’lerce gerçekleştirildiği düşünülecek olursa kabul ettiğimiz ve uygulayacağımız taahhüdünü verdiğimiz çevre yönetmeliklerinin getireceği maddi külfeti kimin taşıyacağını doğru belirlememiz gerekir. Bu sürecin doğru yönetilmemesi durumunda ekonomik kriz süreçlerindeki gibi ardı ardına kapanan işletmeler ve işsizler ordusuyla karşı karşıya kalacağımızı bilmemiz gerekir.

 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız