|
Pazartesi, 15 Haziran 2009 09:46 |
|

Ülkemizde kişi başına bir günde tüketilen su miktarı 100-250 litre arasında değişiyor. Ulaşılabilir temiz su miktarı, üretim miktar ve yöntemleri, temizlik alışkanlıkları, sosyal çevre, gelenekler gibi pek çok faktör tüketim miktarını etkiliyor. Oluşturduğumuz atıksular, şansımız varsa kanalizasyon hatları ile önce atıksu arıtma tesislerine sonra dere, deniz, göl gibi alıcı ortamlara iletiliyor. Şansımız varsa, diyorum çünkü İller Bankası’ndan Figen Ildır’ın 2007’de “Atıksu Arıtma Projeleri için Finansal Çerçeve ve Projelendirme Kriterleri” isimli sunuda açıkladığı gibi kentlerimizin altyapı düzeyi pek iç açıcı değil. Ülkemizde belediye sınırları içinde yaşayan vatandaşlarımızın yüzde 92’si bir içme suyu şebekesine sahip, yüzde 64’ünün atıksuları bir atıksu şebekesi ile toplanıyor ve sadece yüzde 40’ının atıksuları herhangi bir atıksu arıtma tesisine ulaşıyor. Herhangi bir atıksu arıtma tesisinden kastım; bu tesislerin çoğunun Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği’nde belirtilen kriterlerin tamamını sağlayamıyor olmaları. Buna rağmen yine de adı “arıtma tesisi” olan tesislerin oranı dahi oldukça düşük bir seviyede. İşin ilginç yanı arıtma tesisine en fazla ihtiyaç duyan belediyelerin nüfus aralığı 2000-10000 kişi. Bu aralıktaki nüfusa sahip tam 2500 belediyenin arıtma tesisi yok. Ayrıca yine bu konuda yürürlüğe giren Kentsel Atıksu Arıtımı Yönetmeliği, belediyelerin tümü için arıtma tesislerini işletmeye alma tarihi olarak en geç 2011 yılını, bu yönetmeliğin gerekliliklerinin sağlanması için ise en geç 2022 yılını son tarih olarak belirliyor. Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde çevre faslının müzakerelere açılmasıyla birlikte karşımıza ilk olarak çıkacak konulardan biri içme suyu arıtma tesisi, içme suyu şebekesi, kanalizasyon hatları, atıksu arıtma tesisleri gibi altyapı yatırımları için ihtiyaç duyulacak finansmanın nasıl karşılanacağı olacak. Ülkemizde bu tür yatırımları planlayacak ve inşa edecek işgücü ve bilgi birikimi mevcut. Ne var ki projelerin bir anda gündeme gelmesi ve büyüklükleri dikkate alınırsa yabancı firmaların bu pastadan pay almak için büyük uğraşlar içine gireceği de daha şimdiden gördüğümüz bir gerçek. Çevre ve Orman Bakanlığı’nın yayınladığı Atıksu Arıtımı Eylem Planı’nda (2008-2012) kentsel atıksu arıtma için 2009’da yılda 770 milyon avro ile başlayacak yatırımların 2023 yılında yılda 1,423 milyar avroya ulaşacağı hesaplanıyor. Üstelik bu hesaplama, Avrupa Birliği’nin Kentsel Atıksu Arıtma Direktifi’ne uyumda en az maliyet gerektiren senaryonun seçilmesiyle oluşan maliyetlere göre yapılmış durumda.İller bazında eylem planlarını da içeren bu yayın bizlere olayın büyüklüğünü bir kez daha gösteriyor. Bunun dışında endüstriyel atıksularımızın da uygun şekilde bertarafı gerekiyor. Çevre faslı açıldığında sanayicimizin altyapı problemleri de elbette gündeme taşınacaktır. Çözüm için geç değil, ancak erken yola çıktığımızı da söylemek güç olur. Son anda alelacele girişilecek yatırımlar yerine uzun vadeli ve akılcı planlamalara dayalı, havza bazında çözümleri içeren yatırımlar hem kentlerimizin su idarelerinin hem de sanayicimizin elini güçlendirecektir. Çevre mühendisleri için sürekli söylenen “geleceğin mesleği” kavramı gerçekleşmek üzeredir. Eğitimlerinin büyük bir bölümünü bu konularda alan meslektaşlarımızın tüm bu gelişmeleri takip etmeleri ve içinde yer almaları hem kendileri hem de ülkemiz için bir zorunluluk olarak görünüyor. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|