|
Pazartesi, 27 Temmuz 2009 10:01 |
|

Atık suların arıtımı konusunda son yıllardaki gelişmeler bizlere farklı ufuklar açıyor. Öncelikle belirtmek gerekir ki artık “boru sonu arıtım” olarak isimlendirdiğimiz ve kirliliğin oluşmasından sonra bertarafını öngören yaklaşımlar artık terkedilmiş durumda. Kirliliği kaynağında azaltmak, geri kazanım, yeniden kullanım gibi basamakların ardından elimizde kalan su kütlesine nihai arıtım yöntemlerini uygulamak konusunda tüm dünya mutabık. Hatta Avrupa Birliği sürecinde kabul ettiğimiz yasa ve yönetmelikler de tüm kirleticilerle ilgili olarak bu genel yaklaşımı destekliyor. Bu yaklaşım uyguladıktan sonra zorunlu olarak arıtmamız gereken kısımla ilgili olarak ise son yüzyıldır en çok kullanılan yöntem; doğayı taklit ettiğimiz ve bunu mühendislik kuralları içerisinde uygulamaya geçirdiğimiz aktif çamur prosesleri. Bu prosesler özellikle istediğimiz mikroorganizma türünü atık su içerisinde hakim kılmaya, organik içerikli atıkları mikroorganizmaların tüketerek stabil son ürünlere ve yeni mikroorganizmalara dönüştürmesine dayanıyor. He ne kadar dünyada en çok bilinen ve tercih edilen yöntem bu olsa da son ürün olarak oluşan yeni mikroorganizma kütlesinin bertarafı, geniş alan ve yüksek enerji gereksinimi gibi bazı ana başlıklar, yeni sorunları beraberinde getiriyor. Yeni yaklaşımlar ise daha çok atık su içerisindeki tüm safsızlıkları boyutlarına göre ayırmayı hedefleyen membran teknolojileri. Ultrafiltrasyon, nanofitrasyon, ters osmoz vb. membran filtrelerle istenilen düzeyde saflaştırılan suyun kalitesinin garanti edilmesi de daha kolay. Şu anda görünen tek sorun ise ilk yatırım ve işletme maliyetleri. Bu sorunlar da teknolojinin gelişmesiyle birlikte önümüzdeki bir kaç yıl içerisinde kabul edilir düzeylere inecek. Ayrıca düşük debili atık sularla ilgili ilk yatırım ve işletme maliyeti az olan doğal arıtma sistemleri de ilgi çekecek düzeyde kullanılıyor. Bursa İl Özel İdaresi’nin de bu yıl 24 köyde uygulamayı düşündüğü bu sistemlerin en büyük avantajı, köylerde enerji ve yoğun bir bakım gerektirmeden işletilebilen tesisler olmaları. Ancak elbette bu sistemlerin özellikle soğuk dönemlerdeki verim kayıpları, yılda belirli dönemlerde yapılması gereken bakım çalışmaları ve tasarımının her yöre için ayrı ayrı geliştirilmesi gibi bir takım zorlukları dikkate alınmalı. Doğru şekilde tasarlanıp, inşa edilip, işletildikleri taktirde oldukça verimli sonuçlar elde edilebiliyor. Şimdi 24 köyümüzün inşaatından, işletimine kadar tesislere sahip çıktıklarını hem İl Özel İdaresine, hem de yüklenici firmalara göstermeleri gerekiyor. Not: Yenişehir’de MESS Entegre Geri Kazanım ve Enerji AŞ. tarafından yapılması planlanan tesisle ilgili 29 Temmuz 2009 saat 20.30’da Yenişehir’de yapılacak toplantıda bilgilerimi paylaşacağım. İlgilenen okurlarımıza duyurulur.
Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|