Atık mı hammadde mi?
Pazartesi, 16 Şubat 2009 15:44

alt

Çevreye duyarlı olmak için ister bireysel faaliyetlerimiz, ister ileri teknoloji gerektiren bir sanayi faaliyeti olsun iki temel kavram üzerinde yoğunlaşmanın yeterli olacağı kanaatindeyim. Birincisi; temizlik, ikincisi ise tasarruf.
Temizlik ve tasarruf kavramlarını bir çevreci gözüyle yorumlayalım. Hiçbir endüstriyel üretimin ana hedefi çevreyi kirletmek ve hammadde ve enerjiyi hoyratça kullanmak olamaz. Üretimi gerçekleştirmek isteyen sanayici, elindeki işgücü ve teknoloji ile minimum maliyet ile maksimum karlılığı hedefler, bu arada yan ürün olarak görebileceğimiz kirleticileri oluşturur.
Kirliliğin ana sebebi maalesef işletmelerdeki kötü yönetimlerdir. Kirliliğin oluşmasına sebep olan unsurları en aza indirmek, kaynağında kirliliğe müdahale etmek yerine kirliliğin oluşmasını ve çözülemez hale gelmesini beklemekten kaynaklanan birçok çevresel sorun yaşanmaktadır. Sonra binlerce hatta milyonlarca dolar harcanarak yapılan arıtma tesislerini bir kambur gibi taşımaktan yorulan bir üretim tipi ortaya çıkmaktadır.
Tasarruf konusu da benzer bir kapsamda açıklanabilir. Hiçbir işletme gelirini düşüren ilave masrafları kabul etmek istemez. Bunun için kirliliği önlemekten daha çok çaba sarfeder. Çünkü üretimle ilgili kalemleri kontrol altına almak çok daha görünür sonuçlar ortaya koyar.
İşletmedeki su, hammadde, enerji ve diğer girdilerdeki kayıp kaçak oranlarını takip eder. Sorunlar için çözümler üretmeye çalışır. Küçük bir atölye de bile bunun örneklerini görmemiz mümkündür.
İşte dünyada gelinen üretim yaklaşımında temizlik ve tasarrufu birleştirmek amacıyla iki kavram geliştirilmiştir. Bunlar temiz üretim ve kirlilik önlemedir. Farklı isimlerde iki kavram olsa da sonuçta ulaşılan hedef biz çevrecileri memnun ediyor.
Benim yaptığım kısa tanım şu; atık olarak gördüğümüz her şey sadece değerlendiremediğimiz hammaddelerdir. Aklınıza ne gelirse; atıksu, tehlikeli atık, ambalaj atığı, bacagazı, atık ısı… Aslında sadece şu andaki bilgi düzeyi, teknoloji, ve maliyetler sebebiyle atık olarak algılanıyor olsa da her biri arıtmak veya bertaraf etmek için para harcamak zorunda olduğumuz değil, kazanç elde edeceğimiz birer metadır.
Arz-talep dengesi tersine döndüğünde; şu anda yaptığımız gibi kirli Nilüfer’i arıtıp sanayide kullanmaya, tehlikeli atıkları enerji eldesi için veya hammadde olarak satmaya, arıtma çamurlarını  pazarlamaya, ambalaj atıklarını yeni ürünlere çevirmeye vb. başlıyoruz.
Tüm işletmeler için tekrar ediyorum. Atık yoktur, değerlendiremediğimiz hammaddeler vardır. Bunları işletmelerimizde bulup ortaya çıkarmak ise bu kriz günlerinin ana konusu olabilir. Şu ana kadar bu sistemleri uygulayan hiçbir işletmenin zarar ettiğine şahit olmadık. Çıkışı kendi içimizde aramaktan başka çaremiz olmadığına göre bahsettiğim bu iki kavramı üretimimizin belkemiği haline getirmek bir zorunluluktur.

 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız