|

Ekranda Hükümet Sözcüsü açıklıyor… Nazım Hikmet artık Türk vatandaşı. Çetin Altan, kültür sanat alanındaki en onurlu ödülü Başbakan’ın elinden alıyor. Davos Fatihi Sayın Başbakanımız, yanına (yaşam biçimi uymasa da) eski CHP’li Kültür Bakanı’nı almış sahnede şakıyor: “Çetin Altan’ın 300 kere sorgulandığı, cezaevlerinde yattığı Türkiye yok artık.” Bu da AKP usulü demokrasi anlayışı deyip geçiyorum. Rektörlerin, eski YÖK başkanlarının itilip kakılıp sorguya götürülmesi; Yargıtay Onursal Başsavcısı’nın evinin didik didik aranması, herhalde AKP usulü demokrasi anlayışının polise yansımış versiyonu diye düşünüyorum. Herkes de benim gibi düşünüp geçiştiriyor. Yandaş olmayan medyadan, tarafsız ağızlardan tek ses yok. Çıt çıkmıyor. Yandaş medya da “Yahu ne yapıyor bunlar? Dün bize küfredenler, bugün baş tacı mı oluyor?” sorusunu dahi sormuyor. Demek ki “muhafazakar demokrat anlayışta”, dün, ülke bütünlüğünü bölmek, “yasaklı izmlerin” peşinde koşmak suçlamalarıyla hapislerde ömür çürütenlere karşı derin bir hoşgörü var! Bunlar zaten seçim malzemesi olarak kullanılacak gibi değil! Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkan adayı Sefa Sirmen, “Mahalle evleri içinde talep gelirse Kur’an kursları da açılabilir” demese de velev ki “Her mahalleye bir Kur’an kursu açacağız” demiş olsa, Başbakan’ın aynı yaşam biçimini paylaşan medyaların mensupları kıyameti koparmaz mı? Bizim kümesten tavuk çalınıyor çünkü! O da beceriksizce yapılıyor. Baksanıza Eyüp’teki çarşaflı kadınlar, şıhlarının başkan adayı gösterilmemesi sonucu rozetleri iade etmişler. Bilmem başka bir neden var mı? İster misiniz Tunceli’nin Nazımiye ilçesine taşınsınlar! Orada bazı köy ve mahallelerde beyaz eşya dağıtımı var ya. Hem de Başbakanlık’a ait bir kurumdan valilik eliyle… Unutmadan; Nazımiye’nin stratejik önemi büyük! Bu ilçe hem Kamer Genç’i, hem de son ayların yıldızı Kemal Kılıçdaroğlu’nu bünyesinden çıkarmış. Yardımlaşmanın, sosyal adaletin bu denli muhteşem sergilendiğini bu güne değin görmemiştim! Başbakan, Peres’i bırakmış, ufacık tefecik Kılıçdaroğlu’nu diline dolamış. “Bıraksanız yolunu bulamaz, kaybeder bu koca kentte” diyor. Kılıçdaroğlu sakin ve rahat biçimde “Ben zaten yolumu bulmak için değil, hizmet için geldim” diyor. Başbakan durmuyor, yola devam ediyor: “İstanbul’a bir adam gelmiş, çamurlu yol arıyor Romen Diyojen gibi” diyor. Meslektaşlarımızın yorumuna göre Sherlock Holms yerine Diyojen demiş. Bilmem, onların yalancısıyım… İstanbul seçimleri bu sayede renkli geçiyor. Bursa’daki gibi durgun, çok centilmence ve sessizce yürümüyor. Varsa yoksa yeni projeler! Kimi tramvay diyor… Kimisi de ekmek fabrikası… Kimi, Bursa’ya Efes’i getireceğim diye söyleniyor, diğeri Bursa’yı yavaşlatılmış kent haline dönüştürme hayali yaşıyor. Tek bir noktada birleşiyorlar: Stadyum yerinde kalacak. Nasıl bir kente yaşıyoruz anlamadım; yaklaşık 50 bin işsiz insan, ekonomik durgunluğun en sert hüküm sürdüğü bir şehir ve tek derdimiz stadyum. Vallahi billahi bu seçimde neyin oylamasını yapacağız, henüz çözemedim! Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|