Yalnız Adam!
Pazartesi, 05 Ocak 2009 15:29

alt

Kürsüde bir adam…
Arkasında dev bir poster…
Sağında solunda şeffaf “akan yazı” tabloları.
Etkileyici bir konuşma ve hizmetlerin seremonisi…
Rakamlarla desteklenmiş güçlü bir hitabet.
Son 6 yılın başrol oyuncusu ve de 22 Temmuz 2007’den itibaren Türkiye’nin tek seçicisi.
Tane tane konuşuyor ve seçimlerinde son sözü söylediği yerel yöneticilerin ismini sayıyor.
Sanırsınız ki Milli Piyango talihlilerini açıklayan bir sunucu…
Büyükşehirler, derken kentlerin, hatta beldelerin belediye başkan adaylarını bile ekrandan sunacak kadar TV aşığı!
Tüm ülke konuşmasına kilitlenmiş izliyor.
Adaylar da biat duruşu ve hayranlıkla bakıyor.
O bir “Issız Adam”, o bir “Yalnız Adam”, o bir “Tek Adam…”
Önceleri kurmayları ile masada oturarak önemli açıklamaları yapan, şimdilerde çizdiği kompozisyonla dikkati çeken “Tek Seçici” Recep Tayyip Erdoğan…
Sabahtan Suriye’de, öğleyin Ürdün’ün konuğu, gecenin geç saatlerinde Ankara’da ve tam saat 00.00’da ekranda yılbaşını kutluyor.
Dünyanın en sorunlu bölgesindeki vahşeti önleyecek formül de onda, Erzurum’un, Gaziantep’in belediye başkanlığı kilidini açacak anahtar da...
Bu kadar “güç” ülkeyi ve kendini nereye götürür?
Soru bu ve düşündürücü…
Kendini bilmem, ama ülkenin gideceği yer bizleri çok mu çok ilgilendiriyor.
... Ve 29 Mart günü toplum bu sorunun yanıtını sandıkta verecektir umudunu taşıyorum.

NEYİ SEÇECEĞİZ ?
CHP lideri Baykal, erken davrandı ve bu seçimlerin sadece yerel yöneticileri belirlemek olmadığını, Türkiye’nin girdiği ilginç ve düşündürücü yoldan nasıl döneceğinin sinyalini verebileceğini vurguladı.
MHP’den henüz bu yönde bir ses çıkmadı.
Gerçekten de seçmen 29 Mart’ta neyi oylayacak ya da onaylayacak?
Başbakan özel doktorlarının rektör atandığı bir ülkeyi mi?
Halkın inançlarını kullanarak toplanan paraların, partilere aktarıldığı ve bu yüzden kimsenin yargılanamadığı bir düzeni mi?
Bağımsızlığı en fazla gereken yüksek yargı organları yöneticilerinin, Başbakan sözlerine onay mercii olduğu bir ortamı mı?
Küresel sermayenin bolca dolaştığı ve Türkiye’nin bundan nasiplendiği bir dönemi hükümet başarısı olarak gösteren, ekonomik sıkıntı kapıya dayanınca, “küresel kriz” bahanesi ardına sığınan bir yönetim modelini mi?
Binlerce çalışan işsiz kaldığında, onları yerlerinde tutmayı başaramayan, buna karşın halktan toplanan vergilerle temin edilen kömür ve erzağın dağıtıldığı bir sosyal kültürü mü?
Özgür düşüncenin ifadesi anlamında Kürtçe TV kanallarının açıldığı, buna karşın her eleştirel haber sonrası kapanması istenen gazetelerin yaşamını sürdürmekte zorlandığı bir atmosferi mi?
Kuruluşundan bu yana en büyük krediyi “yandaş medya” yaratmak için bir        “çok özel” sektöre veren kamu bankalarının yaşadığı bir finans dünyasını mı?
Hepsinden önemlisi, “dini cumhurbaşkanı modeli” ile halkının yüzde 99’unun Müslüman olduğu tek laik ülke Türkiye Cumhuriyeti’nin başına türban takılmasını mı?
Seç beğen al!..

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız