|

7 Eylül 1946 devalüasyonu… 1 Dolar 282 Krş. Sonuç: 14 Mayıs 1950 seçimi ve CHP yerine DP iktidarı. 4 Ağustos 1958 devalüasyonu… 1 Dolar 900 Krş. Sonuç: 27 Mayıs 1960 ihtilali ve DP yerine ara dönem koalisyonları… 10 Ağustos 1970 devalüasyonu… 1 Dolar 15 TL. Sonuç: 12 Mart 1971 muhtırası ve AP yerine ara dönem koalisyonları… 24 Ocak 1980 devalüasyonu… 1 Dolar 90 TL. Sonuç: 12 Eylül 1980 ihtilali ve MC hükümeti yerine ara dönem hükümeti… Nisan 1994 krizi… 1 Dolar 300 bin TL. Sonuç: 28 Şubat kararları ve RP-DYP hükümeti yerine yeni koalisyonlar dönemi… Ocak 2001 krizi… 1 Dolar 1 milyon 700 bin TL. Sonuç: 3 Kasım 2002 erken seçimi ve üç partili koalisyon yerine bir yıllık parti A Ke Pe iktidarı. 2008 küresel krizi… 1 Dolar 1,5 YTL. Sonuç: ???
ABD NE YAPTI? Ekonomik sıkıntılar politik değişimlere yol açar… Daha açık bir ifadeyle birbirine alternatif ekonomi politikalarını savunan partilerden iktidar olanı, muhalifiyle yer değiştirir. Bu yazılı olmayan bir iktisat kuralıdır sanki… Söylediklerim; gelişimini tamamlamış, kültür seviyesini yükseltmiş, bireysel kaliteye ulaşmış ülkeler için. İşte en canlı örnek: Clinton sonrası ABD’yi hemen her alanda maceraya sürükleyen George W. Bush ağır bir yenilgiye uğradı. Dikkat ederseniz; Obama kazandı yerine, Bush kaybetti diyorum. Çünkü kaybeden Bush zihniyetiydi. Mc Cain istediği kadar “Beni O’nunla karıştırmayın” dese de Bush’un ekonomideki başarısızlığı yeni bir dönemi başlattı. Koşulsuz olarak ABD karşıtlığını benimsemiş olanlar yine “farklı bir şey yok, silah ve petrol tüccarları başkanın sadece rengini değiştirdi” diyorlar. Bu da bir görüş, saygı duymak gerek. Türkiye de böyle bir dönemden geçiyor, ama bize has biçimde… Ekranda izlediğim bir ankete göre, küresel kriz ve Türkiye’yi teğet geçen(!) etkileri “Bugün seçim olsa kime oy verirdiniz?” sorusuyla ilginç bir sonucu ortaya çıkarmış. İktidar partisi yüzde 22’lerde… Kararsızlar dağıtıldıktan sonra bu oran yüzde 36’lara çıkıyor. CHP ve MHP’de yükseliş görünüyor. Ve her iki partinin toplam oyları ilk kez A Ke Pe’yi geçiyor. Buna rağmen şu anda bir seçim olsa tek partili düzenin değişeceğine inanamıyorum. Çünkü burası Türkiye ve bizler de mantığın önüne duygularını koyan bir milletiz. Deniz Feneri’nin Türkiye ayağı için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı inceleme başlattı. Sanırım bu çalışma ve sonuçları A Ke Pe’ye yeniden soluklanma şansı verebilir! Dedim ya Türkiye’de yaşıyoruz. Söz ABD seçimlerinden açılmışken doları da es geçmeyelim. Bu kez Türkiye’deki pariteden söz etmeyeceğim. Doların üzerindeki fotoğraf, benim ilgilendiğim. George Washington portresi herhalde konulduğu günden beri orada duruyordur (Ne yalan söyleyeyim, bu konuda bir bilgi edinemedim). ABD yönetimleri bu portreye bugüne değin hiç de eş aramadılar! En azından görmedik, duymadık. Dini terminolojiye göre, Washington’a “şirk” koşmadılar! Yani ortak aramadılar. Biz Türkiye’yiz, kimseyi model almayız. Yeniden devreye girecek TL için yeni bir model bulduk: Kağıt banknotların arkasına çok önemli Türk büyüklerini koyuyoruz. Ha unutmadan kağıt banknotlar 7 adet olurmuş. 1 YTL kağıt kalkıyor, yerine 200 YTL kağıt banknot konuyor. Sizce bunun anlamı nedir? Doğalgaz zammını tartışırken yoksa unutuldu mu? Bunun adı düpediz “örtülü devalüasyon” değil midir? Neden tartışılmaz?
İNSAN MUSTAFA ! Üzerine çok konuşuldu “Mustafa” belgeselinin… Can Dündar hemen her kesim tarafından hırpalandı, ağır biçimde eleştirildi. Böylece filmi izlemeden bende de önyargı oluştu. Dündar, gazeteci ruh haliyle yapılmayanı yapmak, on yıllardır Mustafa Kemal’e yapılan övgülerden uzak, konuşulmayanları ortaya koymak istemiş. Bunu yaparken elinde ne denli sağlam belge vardı, bunu bilemiyoruz. Belge-yorum-dedikodu karışımıyla “İnsan Mustafa” karakteri çıkmış. Gazeteci sıfatıyla Can Dündar’ın amacını anlayışla karşılıyorum. Fakaaattttt… İçinde bulunduğumuz çok ilginç siyasi dönemde belgeselin vücut bulması kafaları karıştırıyor. Bazı şirketlerin sponsorluğunu geri çekmesi insanı düşündürüyor. Bu iki faktör olmasaydı, belki de belgeseli önyargısız izleyecek, Dündar’ı infaz etmeyecektik. Gelelim eleştiri alan bölümlere (Bunlar benim saptamalarım). İnsan Mustafa’nın Bulgar bir sevgilisi varmış. Bir de buna öz oğlu olduğu iddia edilen Güneydoğulu Abdurrahim eklendi. Anlaşılıyor ki Mustafa Kemal nereye gitse boş durmuyor Dündar’a göre! Bu konuda en güvenilir kaynak Turgut Özakman, Abdurrahim’in evlatlık olduğunu, bunun yanısıra Atatürk’ün son sevgilisinin Afet İnan olduğu gerçeğini vurguluyor. Anlaşılacağı üzere bu tür iddialar somut kanıtlara dayanmıyor. Özel yaşam buna olanak tanımıyor. Beni çok rahatsız eden birkaç gelişme daha var. Dündar’ın belgeseline göre Padişah Vahdettin, Mustafa Kemal’i karşısına alıyor, Ordu Müfettişi olarak Anadolu’ya gönderirken, “Bu vatanı ancak sen kurtarırsın” diyor. Gel de inan… Sonra da İstanbul’a idam etmek üzere çağırıyor. Ulu Önder devrimlerin aniden gerçekleştirilmesini isterken, dava arkadaşları temkinli olmaktan yana… Bu durum doğal olarak onlarla arasına mesafe sokuyor. Bunu örnek göstererek, “Atatürk son yıllarında çok yalnızdı. Arkadaşlarını idam ettirmek istedi… Yok etti “ gibi cümlelerin geçmesi oldukça ağır ithamlar. Bir de ekonomik anlamda Atatürk yanlışları var Dündar’a göre… Çankaya’da otururken Anado-lu’nun çaresiz, sefil yaşamından uzak kalmış. Çevresindeki dalkavuklar bunları görmesini engellemiş. Bir yurt gezisinde halkın fakirliğini ve tepkisini görünce gerçekle yüzleşmiş. Bundan birkaç dakika sonra, Can Dündar buğulu sesiyle(!) Atatürk’ün yurt dışına hiç gitmediğini, hiçbir ülkeye borçlanmadığını söylüyor ve kendi iddialarıyla çelişkiye düşüyor. Belgeselde Atatürk’ün İslam dini ilgili düşünceleri ve dini amaç yerine araç olarak kullandığı izlenimi vermesi, günümüz takiyyecilerinin ekmeğine tereyağ sürmekten öteye gitmiyor. ...Ve belgeselin birkaç yerinde bir cümle ısrarla vurgulanıyor: “Atatürk son yıllarında yalnızdı… Etrafında kimse kalmamıştı.” Gazetecilik başarısı için böyle iddiaları ortaya koyan Can Dündar ve Atatürk’ün zaaflarını ellerini ovuşturarak keyifle izleyen laiklik karşıtlarına, bu konuda verilecek tek bir cevap var: O yatağında yalnızdı ama, milyonlarca kalp O’nunla bugün yine birlikte. Merak edenler geçtiğimiz 10 Kasım’da Anıtkabir’in ziyaretçi sayısına baksınlar.
İsmail Kemankaş
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Yazarın Diğer Sayfaları İçin Tıklayınız
|