|

Mavi gömlekli kibar bir adam… Nazik, akıcı üslupla konuşan genç bir politikacı. Heyecanlı mı heyecanlı… Atak mı atak… Korkusuz mu korkusuz… Ama ülkesi adına. Dünya iki kutuplu, soğuk savaş dönemini yaşıyor, Avrupa ve Türkiye’ye yakın olanı, uyuşturucu belasının Türkiye kaynaklı olduğu hükmünü veriyor ve “Haşhaş ekmeyin” diyor. Oysa Türkiye’de haşhaş, ilaç yapımında kullanılıyor. … Ve üretici sayısı da oldukça fazla. Genç, atak, kibar politikacı ne mi yapıyor? Üretime devam ediyor, onca tehdide rağmen… Aynı dönemlerde soydaşlarının acımasızca katledildiği adaya “Barış için savaşmaya gidiyoruz” diye çıkartma yaptırıyor. Üstelik, hükümet ortağının soğukluğuna rağmen… Diplomatik dile bakın; savaşa giderken “Barış için, hem de oradaki tüm halklara da barış getirmek için” diyor. Kibar, diplomatik dili iyi kullanan, ama aynı oranda da cesur bir politikacı. Aradan yıllar geçiyor, dünya artık tek kutuplu… Dev, bu kez Ortadoğu’ya konuşlanmak için kararlı… Önce, Irak’a girecek, gücü yeterse İran’ı defterden silecek. Yolu mecburen Türkiye’den geçiyor. Ama, dünün genç, kibar, diplomatik üsluplu lideri, yine Türkiye’nin başında. Yaşlı ama yine cesur. Bunu biliyor dünya devi… Önce, çok önemli bir suçluyu paketleyip teslim ediyor ve jest yapıyor. Ama, dünün genç ve kibar lideri, ülkesinden yabancı askerlerin geçmesine izin verecek kadar özelliklerini yitirmemiş. Ne olduysa bundan sonra oluyor. Yaşlı, yorgun, ama kararlı lider, birden hastalanıyor! Hükümet edemez hale geliyor. Dünya devi hazırlıklı, yerine yeni bir genç, denenmemiş bir lider buluyor. Mucize gibi bir seçim ve yeni bir hükümet devreye giriyor. Özel izin, icazet… Ne derseniz deyin, bu yolla gelen genç lider giderek yaşlanıyor. Söz dinlemez hale geliyor! Yurt içindeki cesareti dillere destan… Bu kez yurt dışına açılıyor. Hem de dünyanın gözleri üzerindeyken. Kükrüyor… Mazlum ve katledilen bir halkın savunuculuğunu şiddetle yapıyor. Nobel ödüllü insan kasaplarının (!) haddini bildiriyor. Hem de külhanbeyi tarzıyla… Halk coşkulu, kendilerinden farkı olmayan birinin dünya liderlerine kafa tutuşunu, zafer sarhoşluğu ile izliyor. Alkışlıyor, kutluyor, coşuyor. Kısa süre için de olsa ezikliğini üzerinden atıyor. Ne bilsin ki o kükreyen lider, kükrediği liderin ülkesinden tüm ağır silahlarının modernizasyonunu yapıyor, silah alıyor, ticari ilişkilerini geliştiriyor, hatta ülke topraklarının önemli ve bol sulu bir bölgesini, Türk ortaklar aracılığıyla onlara sunuyor. Olsun, birkaç dakikalık kahramanlık gösterisi bizim için yeter de artar bile! Bir tarafta kibar, nazik ve diplomatik üsluplu savaşan ve dünya devine kafa tutmuş, unutulmuş bir lider; bugünse sert, yüreklere su serpen, kahramanlık duygularını kabartan, parmağıyla tehditler savuran halk tipi bir önder. Ahhh, eli değmişken bir de “dünya devini” silse defterden! “Tam bağımsız Türkiye” diye diye idam sehpalarına gönderilen gençlerin ruhuna “Fatiha” gönderse… Yazdığımdan ben de bir şey anlamadım! Ama yüzde 47’lik seçmen grubunun çok iyi anladığına eminim! Benim derdim kalan yüzde 53’ün 29 Mart sabahı ne yapacağına dair… Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|