| Tekstil daha genç, öldürülmemeli |
| Salı, 20 Nisan 2010 10:11 | |||
Kestel Organize Sanayi Bölgesi (KOSAB) ilk olarak Kestel Belediyesi Sanayi Bölgesi olarak hizmet veriyordu. 2004 yılında Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’ndan tescil alarak organize sanayi bölgesi statüsüne kavuştu. Müteşebbis Kurul, doluluk oranı kriterini yerine getirdiği için 2006’da genel kurul kararı ile görevini yönetim kuruluna devretti. 5 kişilik yönetim kurulu ile yönetilen bölgenin başkanlığını 5 yıldan bu yana (3.dönem) Alaattin Dağlı yapıyor. Bölgenin 73 hektarlık alanının yüzde 80’inde tekstil sanayi tesisleri kurulu. Başkan Dağlı’nın işi de tekstil. Bu nedenle, Başbakan Tayip Erdoğan’ın ‘sömürü’ sözünün ardından gündemde olan sektörü ve Kestel Organize Sanayi Bölgesi’ni konuştuk. -Başbakanın sözlerinin ardından, tekstil sektörü hareketlendi. Herkes açıkça konuşamasa da Başbakan’ı eleştirenler de var. TOBB olağanüstü toplantı yaptı. Siz, tekstil ağırlıklı bir bölgenin başkanı ve bir tekstilci olarak ne söylersiniz? -Başbakan işsizlik konusuna elbette el atmalıdır. Kanunlarını, yasalarını çıkarmışsa, uygulamalarını iyi takip ediyorsa, böyle bir şeyi bir başbakan söylememeli. Olmasını engellemeli. Sömürü ile kast edilen kayıt dışılık ise orada insanlar zaten devletten ne kaçırabilirsem mantığı ile hareket ediyor. Kayıt dışına çıkan sömürüyü düşünmüyor ki. Devlet olarak sen buna izin vermemelisin. Çünkü patron sensin. -Peki bu işsizlik sorununa sizin bir çözüm öneriniz var mı? - İstanbul, İzmir, Bursa’nın milli gelirden aldığı payla diğer kentlerin payları aynı değildir. Asgari ücret de farklı olmalıdır. Bursa’da asgari ücret Bursa’da 600 değil 1000 lira olmalı. İstanbul’da 1.500 lira olmalı. Bir Anadolu kentinde ise 350 lira olmalı. Çünkü 350 liraya iş arayan vatandaş iş bulamazken orada asgari ücreti 600 lira uygulayamazsın, yapamazsın. Ülkeyi yönetenler önce bunları düzeltmeli. Buna benzer imkanlar geliştirilmeli. Hakkari ile İstanbul’u aynı şeyle yönetemezsin. Ardından, sanayiciye, bu kadar krizlerin altından çıkmış insanlara ‘işçi sömürüyorlar’ mantığı bana çok ters geliyor. -Tekstil gözden mi çıkarılıyor, sizce? -Ben tekstili gözden çıkartılan bir sektör olarak gördüklerine ihtimal vermek istemiyorum. Dünyada en gelişmiş Ülker olan Almanya’da, İtalya’da, Fransa’da tekstil, konfeksiyon, moda hala ön planda. Biz onların gelişmişlik seviyesine geldik mi ki, tekstili gözden çıkartalım. Türkiye’nin nüfusu hala artıyor, sokakta hala bir çok işsizimiz var. Tekstili Türkiye olarak öğrenmeden, büyüklerimiz bıraktırmaya kalkıyorlar. Biz tekstili hala tekstilci gibi yapmaya başlamadık ki… 1980’li yıllarda teşviklerle tekstil Türkiye’de gelişmeye başladı. O zaman dokumacılık mesleğinden gelen insanlar tekstilci olamadılar, bir çoğu emekliliğini zor kurtardı. Halbuki bunlar işi bilen insanlardı, meslek sahipleriydi. Ama çıkan teşvikler o zaman; 40 tane makine ithal edeceksin ancak o zaman teşvik alacaksın şeklindeydi. 6 tane dokuma tezgahı çalıştıran insanlar bunlara ve bilgiye ulaşamadılar. O zaman mesleğin dışındaki insanlar tekstilci olmaya kalktı ama tekstilci gibi çalışamadan şu anda Uzakdoğu’ya başka yerlere kaptırıyoruz. Bir tezgah satıcısı bugün 3 bin tane dokuma tezgahını Suriye’ye, Mısır’a, Hindistan’a sattığını söylüyor. Makinesini satıp da sadece emekliliğini kurtarmaya çalışanları işçiyi sömüren insanlar gibi görüyorsak burada bir tezat vardır. Bu işi bilen insanların önlerini açıp, bunların önce tekstilci olmalarını sağlamamız lazım. Tabii, ülkelerin gelişmeleri de insanların gelişmeleri gibi oluyor; çocukluk çağını, gençlik çağını yaşayacak, birden olmuyor. -Yani tekstil daha gençliğini mi yaşıyor Türkiye’de? -Gençken ölüyor gibi geliyor bana. Erken yaşta gidecek gibi… Maalesef büyüklerimiz tekstili gözden çıkarması ile bu durumlara geliniyor. -Sektörün cirolarında, istihdamında, ihracatında üretiminde geri gidiş mi var, ölsün? - İhracat da elbette artış var, cirolar büyüyor. Ama ben olaya sadece para kazanmak olarak bakmıyorum. Tarım ve tekstil ülkelerin insanını çalıştırmaktır. Ülkemizde bunca işsizlik varken, tekstil gözden çıkarılamaz. İhracatta ilk sektördü, şu anda üçüncü sektör. Çalışanlara baktığımızda, kayıtsızlıktan kayıtlıya geçiş var. Merdiven altı dediğimiz atölyeler, baba-oğul çalışanlar zaten kapandı. Fabrikalaştıkça, kayıt dışılık olamaz. Örneğin bizim bölgemizde kaçak işçi çalıştıran yoktur. Emniyet ayağı da var zaten bu işin. Kayıt altına girdi. Merdiven altındaki adama fabrikalaşacak teşvikleri vermek gerekiyor. Düne kadar bir organize sanayi bölgesindeki adam atık suyuna para ödüyor, elektriğe 15 kuruş veriyorsa, atıklarını derelere atan, TEDAŞ’dan 18 kuruşa elektrik kullanan diğer sanayiciler de var. Bu iç dengesizliği de gidermek gerek. KOSAB, para biriktirmedi
-KOSAB olarak sanayicinize ne tür hizmetler sunuyorsunuz? Tüm alt yapı yatırımlarınızı tamamladınız mı? |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

Kestel Organize Sanayi Bölgesi (KOSAB) ilk olarak Kestel Belediyesi Sanayi Bölgesi olarak hizmet veriyordu. 2004 yılında Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’ndan tescil alarak organize sanayi bölgesi statüsüne kavuştu. Müteşebbis Kurul, doluluk oranı kriterini yerine getirdiği için 2006’da genel kurul kararı ile görevini yönetim kuruluna devretti. 5 kişilik yönetim kurulu ile yönetilen bölgenin başkanlığını 5 yıldan bu yana (3.dönem) Alaattin Dağlı yapıyor.