| İkoncan değil can yetişecek |
| Pazartesi, 22 Mart 2010 22:00 | |||
Dilek GöralOsmanlı’da saraya ipekli kumaş üretmek üzere Muradiye’de 1852 yılında kurulan Fabrika-i Hümayun, modacı Faruk Saraç’ın kişisel çabasıyla yeniden canlanıyor. Tekstil Tasarım Akademisi’nin yanı sıra Türkiye’nin ilk tekstil müzesini de bünyesinde barındıracak Fabrika-i Hümayun’da projenin detaylarını konuştuk. -Akademi projesi için neden Fabrika-i Hümayun’u seçtiniz? -Ben seçmedim, o beni seçti. 30 yıldır boş duran bir yer. Tesadüf oldu. Sayın Valimiz Şahabettin Bey ile dostluğumuz Urfa Valiliği’ne dayanıyor. Bursa Valisi olduğunda arayıp tebrik ettim, kendileri de bana bir gün yemek yiyelim dedi. Bir gün Bursa’ya geldim, öğlen yemek yiyip dönmeyi planlıyordum. Sayın Valim dedi ki Bursa’yı İstanbul 2010’a aldılar, yarın da bana bir brief verecekler, sen de katıl toplantıya fikir ver. Kaldım. Toplantı sonrasında, elinizde atıl bir yer var mı, nasıl bir çalışma yapabiliriz bakalım, dedim. İlk Fabrika-i Hümayun’u gösterdiler, çok beğendim. Okul ve müze projem var, buraya ben talibim dedim. Kabul ettiler. Bunun için Valimize teşekkür ederim. Belediye Başkanımız Recep Altepe ve Rıdvan Yavaşcan’a da bana güvendikleri için teşekkür ederim. Bir de şunu açıklamak isterim, basına yanlış yansıdı: Burayı tamamen kendi imkanlarımla yapıyorum. Devletten ne kredi, ne yardım, ne de belediyeden bir şey aldım. Bana güvendiler derken, bunu yer tahsisi sağlamaları anlamında söylüyorum. Fabrika-i Hümayun’u kiraladım. -Kaç yıllığına kiraladınız? -30 yıllığına. Nedense böyle yerler bulduğumuzda hemen butik otel olmalı diye düşünüyoruz. Ama ben Bursa’ya sadece eğitim için geldim. İki yıl önce de üniversitede ders veriyordum. Her yıl 15-20 stajyer öğrenci alıyoruz, orada şunun farkına vardım, gençler teoride çok iyiler ama pratikte öyle değil. Okumak sadece bir kağıt parçasından ibaret olmamalı. Burada gerçekten sanatkar ve çok iyi üstatlar yetiştireceksem sanatla birlikte İngilizce de öğretmem lazım ki, dünyayla yarışma gücü olsun. Bugüne kadar pek çok devlet büyüğümüzü giydirdim ama hiçbirinden ne bir arazi, ne bir otel arsası, ne bir benzinlik istedim. Asla söz konusu olamaz. -Yüksekokul statüsü aldınız. Nasıl işleyecek süreç? -Evet, YÖK’ten geçti, Bakanlar Kurulu onayladı. 2010-11 eğitim-öğretim döneminde YÖK’e bağlı iki yıllık bir yüksekokul olarak eğitime başlayacak. Mayısta da resmi açılışımızı yapacağız. Üniversite sınavı ile öğrenci alınacak. Faruk Saraç Vakfı’na bağlı Faruk Saraç Tasarım Meslek Yüksekokulu olarak eğitim verecek. -Kimler bu okula girebilecek? -Şu anda YÖK’teki kitapçığa gireceğiz. YÖK’te de sorunlar olduğu için o konuda tam bir açıklama yapamadılar. Önümüzdeki günlerde belli olacak. Onlar kontenjan sayısını ve baraj puanı belirleyip bize bildirecek. -Tasarımın dışında hangi alanlarda eğitim verilecek? -Beşe ayrı bölüm var: Tasarım, lojistik ve marka pazarlama, dış ticaret, erkek ve bayan giyim, endüstriyel tasarım. Örneğin pazarlama çok önemli. Bir markayı aldığınız zaman her şey bunun pazarlamasına bağlı. Endüstriyel tasarım konusunda da iddialıyım. Burada TOFAŞ ve Renault varsa, ben bu akademide çocuklara araba tasarlattıracağım. Bu kadar iddialı söylüyorum. Neden olmasın? Avrupalı insanlar araba tasarlıyor biz niye yapmayalım? Ben de direksiyon, jant, döşemelik tasarlattırırım. Öğrenmek isteyene kapım her zaman açık. Öğretim görevlilerimizi seçerken diyorum ki, buradaysanız öğrenmeye aç olacaksınız, çünkü b enim de öğrenmeye ihtiyacım var. -Akademisyen kadrosu Bursa’dan mı oluşturuldu? Kaç kişilik bir ekip olacak? -Önümüzdeki günlerde netleşecek. Şu anda isim vermek istemem. 40’a yakın akademisyen ve toplam 100’e yakın kişi çalışacak. Benim okulum modanın Oxford’u olacak dedim. Ben de derslere gireceğim. Bir de ilk kez size açıklıyorum, Hollanda’nın en önemli tasarımcısı bir hanımefendi burada ayda bir ders verecek. -Kaç öğrenci alacaksınız? -İlk etapta ne kadar öğrenci alacağımızı bilmiyorum ama sanırım 400’e yakın olacak. -Bursu vakıf mı verecek? -O şu anda net değil. 11 yaşımda annemi kaybettiğim için yetimlere çok düşkünüm. Bu bir misyondur. Yetimhaneden 10-20 insanı alıp burada okutsam, üzerine de 750- bin lira versen bu müthiş bir şey olur. Hayat felsefem şu; herkes bir şeye muhakkak yardımcı olur. Aynı şekilde engellileri evlerinden alıp burada 3-4 saat soluklandırmak bir misyondur. Ticaret adamı değilim. İnsanların bunu karıştırmamasını, magazin malzemesi yapılmamasını istiyorum. Bu işlere ticari olarak baksaydım, 10-15 yıl önce de Faruk Saraç’tım, 50 tane şube verirdim 50 milyon dolarım olurdu, elimde puro Jamaika’da gezerdim. Ama amacım bu değil. Burada gerçekten gönüllü bir proje yapıyorum. Ben misafirim, kalıcı olan Bursa, Fabrika-i Hümayun ve gençlerin doğru bir şekilde okuması. Çünkü iddialı bir söz söyledim, burada ikoncanlar değil canlar okuyacak dedim. -Daha önce bursların finansmanı için Bursa’da çok sayıda iş adamı var demiştiniz. -Size bir örnek vereyim; Rıdvan Yavaşcan Fabrika-i Hümayun’da bütün eğitimin başında. Çok güvendiğim, inandığım bir insan, avukat ve Birey Dersaneleri’nin sahibi. Yetimhaneden çocukları alacaksın, diğerleri ile birlikte burslu, diyince kendisine bir örnek verdim: Hayat başka, varlıklı olmak çok başka bir şey. Ben memur bir ailenin çocuğuyum. Babam bankada memur, yokluğum çok çok… Hiç onlara girmem bile. Çünkü bu Faruk Saraç olma meselesi değil. İnsanlar zekatını yılda bir kez verir ve kurtulur zanneder. Ben zekatımı 300 gün veriyorum. -Bursa da elini taşın altına koysun mu diyorsunuz? -Açık yüreklilikle söyleyebilirim, kaça okutacağım, kaç kişi okutacağım bunu aklımın ucuna bile getirmedim henüz. Çünkü işadamı değilim. Sadece 150 yıllık bir yeri tekrar aynı şekilde ortaya çıkarmaya çalışıyorum. Oxford dediğim de o… Gerçekten donanımlı insan mezun edeceğiz. Çok da seçici davranacağım, onun altını çiziyorum. Her önüne geleni almayacağım buraya. Gerçekten öğrenmeye aç olacak. Gerçekten hak eden insanları yetiştirmek istiyorum. 1974’te yazdığım bir şiir vardı, çok şiir yazan bir insan değilim ama tam da üzerine geldi: İnsanlar gelir, insanlar gider/ Ben hâlâ insanlar içinde insan ararım… -Yatırımın tutarı ne kadar? -Şimdiye kadar yaptığım harcama beş milyon lirayı geçti. -Öngördüğünüz bütçe ne kadar? -Şu anda bütçemiz yok. Güzel olanın peşindeyiz. -Restorasyonda aslına tamamen sadık kalınıyor mu, değişiklik yapılıyor mu? -Burası zaten üç-dört kez restorasyon geçirmiş. Hiçbir tarafı tam orijinal değil. Mahvetmişler. Hangi birini anlatayım?.. Taşların, tuğlaların üzerine sıva çekilmiş. Aşağıda güçlendirme yapacaktık, yalnızca iki yeri değiştireceğiz diye düşünüyorduk ama gördük ki ağaçların hepsini kurt yemiş içten. Sekiz aydır sadece güçlendirmeyi yapıyoruz. İçeride tahtaları bile boyamışlar. O boyaları sökmek için altı aydır uğraşıyoruz. Düşündüğümüz işlerin 100 katı karşımıza çıktı. Tuğla, dış cephe, içerideki ağaçlar aynen korunuyor, sorunlu olanlar yenileniyor. Ben burada evsahibiysem, burada yaşarken ne hissetmek istiyorsam onu yapmalıyım. 1852 yapımı bir yer alıyorsam orijinaline sadık kalmak zorundayım. Bir tek yer yıkmadım; sadece onardım. Ancak bu kadarına sadık kalabildim. Bu iş için 100 kişi çalışıyor burada. Bugün de ABD’li bir restorasyon ustasını işin başına getirdik. Crowne Plaza’nın kral dairesi ve 17 süitini tasarlayacağım-Bursa ile ilgili başka projeleriniz var mı?-Var tabi. 2011’de açılması planlanan Crowne Plaza’nın sahibi, kral dairesini ve 17 süiti benim tasarlamamı istedi. Orada kullanacak kumaşlar tamamen Fabrika-i Hümayun’da hazırlanacak. Onun dışında ev tekstili işine girdim. Burada çıkaracağım ürünlerden perdelik ve dokumaları Faruk Saraç değil, Fabrika-i Hümayun markası ile pazara sunacağım. Ayrıca Bursa’da Moda Günleri başlatacağız. UİB’in böyle bir çalışması var ama okul olarak biz üstleneceğiz. 2011’e kadar 10’a yakın projem var. Eylülde İstanbul ile ilgili bir proje ve bir defilem olacak. 2011 Hava Kuvvetleri’nin 100. yıldönümü. İki yıldır üzerinde çalışıyorum, 30 bin fotoğraftan bin 358 fotoğrafa düştük, o çalışmaya çok önem veriyorum. Onun dışında Edremit’i giydiriyorum. Şimdiye kadar insan giydirdim, şimdi de şehir giydiriyorum. Restorasyondan tutun, sokağın, caddenin, çiçeklerin rengine kadar ben karar vereceğim. 20’ye yakın içmimarla birlikte çalışıyorum. Elbise provasını ben yapacağım-Akademinin dışında bir de tekstil müzesi olacak.-Evet. Giriş katı fuaye, ikinci katta tamamen dokuma tezgahları ve ipek parkurları olacak. Biri geldiği zaman Fabrika-i Hümayun’un o eski dokusunu hissetmesi lazım. Ona göre müziğini ve kokusunu da hazırlatıyoruz. Üçüncü katımız tamamen müze olacak. İlk olarak Padişah’ın Esvabı koleksiyonumuz sergileyecek. Koleksiyonlar üç ayda bir değişecek. Çok iyi bir müze müdürü arıyorum, Avrupa standartlarında bir müze çünkü. Dördüncü kat yaşayan bir akademi, atölye olacak. Öğrenciler derslerden sonra bu atölyede pratik görecek. Bundan sonraki defilelerim, koleksiyonlarım, tanıtımlarım burada olacak. Ayrıca Faruk Saraç’tan elbise diktirmek isteyenler gelip kumaşını burada seçecek ve provası burada yapılacak. Haftanın dört günü burada olduğuma göre, provasını ben alacağım. Bu provalara öğrencileri de alacağız, ölçü nasıl alınır, kumaş nasıl seçilir, prova nasıl yapılır birebir öğrenecek. Biz burada bir aile olacağız, onun için yaşayan akademi diyorum. -Orijinal dokuma tezgahlarını nereden topladınız? -Hatay’dan, Buldan’dan. Dokuma tezgahlarının aslına göre, jakarlı, mekikli, kara tezgah var. Makine parkurlarımızda ipek var. Onun başında da Mustafa Ülker var. Koza Hanı’eski haline gelecek-Padişah Esvabı defilenizin yapılacağı Koza Hanı ile ilgili ne söylersiniz?-Koza Hanı’nı değiştiriyorum. İlk kez size açıklıyorum; hiçbir karşılık almadan Koza Hanı’nı eski Koza Hanı olarak sunacağım. Nisan sonuna yetişecek. Atatürk Caddesi girişinde 10 tane Koza Hanı yazısı var, aşağısı çay bahçesi olmuş. 1-1,5 ay sonra Koza Hanı’nın nasıl bin 700 yıl önceki haline döndüğünü göreceksiniz. Kendimi kahraman gibi görmüyorum, hizmet ediyorum. Sonuçta bir yemek pişiriyorum, beğenen beğenir. Ama bana insanlar Almanya’dan, Rusya’dan özel uçakla geliyor, demek ki benim yemeğim çok iyi. Bunu da Bursa’ya yakışır şekilde yapabileceğime inanıyorum. Ulucami’ye özel yazma-Bursa tasarım merkezi olur mu?-Olması gerekiyor, çünkü tasarım olmadan üretim olmaz. Ben de işin içine girdikçe öğreneceğim Bursa’nın gerçekten ne ihtiyacının olacağını. Ekonomide şu bir gerçek: Bir şeyin aslı ile kopyası hiçbir zaman bir olmaz. Avrupa’dan getirip yapmaya çalıştığınız kopyayı Avrupalı sizden almaz. Kendi tarzımızı bulmalıyız. Belki Fabrika-i Hümayun’dan çıkan öğrencilerin hepsi bu açıdan birer sanatkar olacak diye düşünüyorum. Okulda Bursaspor’un forması da tasarlanacak. Şimdiden açıklamak istemiyorum aslında bunları. Ulucami’ye gelen turist başörtüsünü kovadan çıkarıyor. Orada kullanılacak başörtüler bile burada tasarlanacak. Rahmetli annemin kullandığı tülbent gibi özel olmalı. Çünkü Ulucami çok özel. Faruk Saraç Kimdir?Modacı1955 yılında Urfa’da doğdu. İstanbul’a 1973 yılında futbol nedeniyle gitti. Karagümrük’te oynarken futbola veda etti. Marmara Üniversitesi İngilizce Bölümü’nü bitirdi. İlk mağazasını 1981’de açtı ve tasarım çalışmalarına başladı. Türkiye’nin ilk erkek modacısı. 1987’de markasını Faruk Saraç olarak belirledi. 1997’de Faruk Saraç Moda Merkezi’ni açtı.
|

Dilek Göral