Ekonomi geride kaldı
Pazartesi, 01 Mart 2010 22:00
Bir koltukta on karpuz taşıyan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Yönetim Kurulu üyesi, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Meclis Başkanı İlhan Parseker ile siyaset ve onun gölgesinde kalan ekonomiyi konuştuk.
-Mevcut gerilimli siyasi ortamın ekonomiye etkilerini değerlendirir misiniz?
-Türkiye değişik bir süreçten geçiyor. Krizle birlikte daralan ekonomide şirketlerin maliyetlerini azaltarak ayakta kalma mücadelesi verdiği günlerde apayrı gündemleri tartışıyoruz. Oysa yapmamız gereken ekonomideki çarkların tekrar nasıl hızlanacağını ve devlet teşvikleri ile talebin tekrar canlanacağı günlere nasıl ulaşacağımızı hesaplamaktır.
-TOBB son dönemdeki gelişmelerin de içine çekilmeye çalışıyor. Sizin bu gelişmelere bakışınız nasıl?
-Biz bu olayların tamamen dışındayız, hiçbir şekilde içine girmedik, girmek de istemiyoruz. Bizim işimiz farklı. Üyelerimizin sorunlarını ortadan kaldıracak ve böylece Türk özel sektörünü daha da büyütecek her hadisenin içinde varız. O yüzden Türkiye’de ikinci nesil reformların yapılması için de çaba sarf ediyoruz. Bunun içinde yargı, eğitim, vergi reformu var ve hızla yapılmasını istiyoruz. TOBB çok gözde bir kuruluş olduğu için gündemde sansasyonel etki yaratması anlamında bu tür şeyler zaman zaman kullanılıyor ama kamuoyu da çok iyi biliyor ki biz bu işlerin tamamıyla dışındayız.
-TOBB’un hükümetle arası nasıl? Sorun yok gibi görünse de Sinan Aygün konusundan sonra çok açığa çıkmayan bir kırgınlık hissediliyor.
-Sinan Aygün bizim oda başkanımızdır. Suçu vardır-yoktur o işin hukuki boyutudur, ona karışamayız. Bizim o günkü tepkimiz sadece, kaçması hiçbir şekilde mümkün olmayan, Türkiye’de tanınırlığı çok fazla olan bir oda başkanının baskınla tutuklanıp götürülmesinin hoş kaçmadığınaydı. Davet edilse zaten anında gideceğini ifade ettik. Ama kurumsal ilişkilerle kişisel ilişkiler birbirine karıştırılamaz. TOBB büyük bir camiadır ve Başkanı da tüm odaları temsil eder. Dolayısıyla kişisel bir kırgınlık zaten yoktur, olsa da kurumlara yansıtılamaz.
-Kişisel olarak Ergenekon konusunda ne düşünüyorsunuz?
-Şu anda yargıda devam eden bir süreç hakkında görüş ortaya koymak fevkalade yanlış. Bununla ilgili de ortada büyük bilgi kirliliği var, tam bir kavram kargaşası yaşıyoruz. Ben de bilmeyenlerden biriyim, o yüzden ortaya bir şey atmak istemem. Şunu söyleyebilirim, bir insanın suçu varsa tabi ki cezasını görmeli ama diğer taraftan da çok iyi araştırılmadan insanlar töhmet altında bırakılıp hak etmediği cezayı çekmemeli.
- Krize rağmen iktidarın ekonomik konjonktürden hiç etkilenmiyor gibi görünmesini nasıl yorumluyorsunuz?
- Özel sektörün isteği, gündemin birinci maddesinin ekonomi olmasıdır. Bizim her zaman söz ettiğimiz bir konu vardır; güçlü ekonomi ve kaliteli demokrasi. Birinden birini tercih etmek değil ikisini de istemek durumundayız. Türkiye 1980’den sonra dışa açıldığında dünyanın 25. ekonomisiydi ve üç milyar dolarlık ihracatının yalnızca yüzde 10’u sanayi ürünüydü. Bugün ihracatı 130 milyar dolarları geçmiş ve bunun da yüzde 90’ı sanayi ürünüdür. Ürünlerinin yüzde 60-65’ini gelişmiş sanayi ülkelerine satan dünyanın 17. büyük ekonomisi haline geldi. Tüm dünyanın gözü üzerindeyken, Türkiye bu süreci patinaj yaparak geçirmemeli, tamamıyla ekonomiye odaklanmalı. Son yıllarda ekonominin bu derece geri planda kaldığı olmamıştı. En çok ihtiyacı olduğu dönemde maalesef ekonomi en arka plana atıldı.
-Bu eleştirilerinize siyasilerden yanıt alabiliyor musunuz?
- TOBB olarak biz Ekonomi Koordinasyon Kurulu’na katılmak suretiyle bunu hükümete sürekli anlatıyoruz ve raporlarla da ortaya koyuyoruz. Ama dışarıda birçok şeyi dillendirmediğimiz için yapılmıyor gibi algılanıyor.
Ekonomide yapılması gerekenlere ilişkin taleplerimizi her yerde söylüyoruz ve haklı olduğumuzu dile getiriyorlar, bir tepki görmüyoruz. Ekonomi herkesi ilgilendiriyor, bunu sorunlar aşılıncaya kadar da söyleyeceğiz. Son dönemde işsizlik yine yükseldi.
-2010 yılı, 2009’u aratır mı?
-Daha iyi olacağı kanaatindeyiz ama dileğimiz seçim ekonomisinin çıkmaması ve ekonomiyle ilgilenen kişilerin kendilerini diğer gündemden biraz daha soyutlayarak, ekonomi ile ilgilenmeleridir.
-Bu yıl seçim yok, neden seçim ekonomisi olacağını düşünüyorsunuz?
-Çünkü 2011’in başında seçim görünüyor. 2010’un ikinci yarısından sonra başlayan bir seçim ekonomisi olabilir. Siyasetin kendi seyrinde, ekonominin kendi seyrinde gitmesini istiyoruz.
-Ekonominin seyrinde gitmesi için ne tür teşvikler bekliyorsunuz?
-Geçen yıl ÖTV ve KDV indirimleri yapıldı. Burada devletin vergi kaybına uğradığı düşünülebilir ama tam tersine, satılması planlanan otomobilin iki misli otomobil satılarak vergi kaybı telafi edilmiş ve piyasalara büyük bir hareket gelmiştir.
Çünkü Türkiye ekonomisine baktığınızda GSMH’nın yüzde 70’ini iç piyasa oluşturuyor. O yüzden iç piyasanın hareketlenmesi, var olan işletmeleri ayakta tutmak demektir. Bu sağlanırsa, talep yeniden canlanabilir. Geçen yıl bunu gördük. İndirimlerle TOFAŞ ve Oyak Renault’nun işyerlerini geçici kapatma talepleri ertelendi, hatta ilave işçi aldılar.
Çalışanlar devlete yük olmak yerine aksine katkı sağladılar. Bu anlamda devlet bazı yerlerden kaybı göze almalı, çünkü diğer taraftan daha fazlasını kazanması mümkün, hem de işin sosyal boyutunu düşünmeli.
-Siz olaya iç piyasa açısından bakıyorsunuz? Ya dışarısı...
-Tabi ki dış piyasayı göz ardı etmiyoruz, global ekonomiye entegre olmuş Türkiye’nin dış piyasadan etkilenmemesi mümkün değil. Dış piyasada müthiş bir daralma var. Yeni ihracat pazarları aramak için üçüncü dünya ülkelerine de çıkmalıyız, o ayrı bir şey.
Ama bu arada iç piyasayı hareketlendirmeliyiz ki işletmelerimiz ayakta kalsın. İç piyasayı canlandıramazsak, kaybedeceğimiz vergilerden daha büyük bedeller ödemek zorunda kalırız. En önemlisi istihdam.
-Belli sektörlere destek haksızlığa yol açmıyor mu?
-Sadece otomotive destek olalım demiyoruz. Sektörlerin dinamizmi de analiz edilmeli, sırasına göre de öncelik bulmalı. Bu geçen yıl yapıldı. Bu yıl da piyasaya katkısı olabilecek sektörlere aynı şekilde yapılmalı. Teşviklerde de  sektörler veya şehirler bazında yanlış analizler de söz konusu. Türkiye’de ilk yapılması gereken çok kapsamlı bir sanayi envanteri çıkarılmasıdır. Bunu yapamazsanız sanayinin rotasını ortaya koyabilmeniz mümkün olmaz. O yüzden teşviklerin sektörel bazlı ve sanayi envanterine göre yapılması gerekiyor.
-2010’da iç piyasa için vergi indirimi bekliyor musunuz?
-Şu anda öyle bir şey görünmüyor ama tabi bunun önceden açıklanması yanlış olur.
-Hurda indirimi konusunda TOBB’un da talepleri vardı.
- Hurda indirimi geçmişte de yapıldı ama bazı eksikleri oldu. Aracın sadece ruhsatını ve plakasını vererek bu indirim alınıyordu ama araçlar tarlalarda, şantiyelerde çalışıyor. Böyle olmaz.
-IMF ile anlaşmaya ihtiyaç var mı?
-IMF’nin Türkiye’ye ihtiyacı var-yok ayrı ama hükümetlerin seçim ekonomisiyle mali yapıyı bozmamaları veya popülist yaklaşımda bulunmamaları açısından IMF çıpası önemli unsur. Bir de Türkiye’nin dışarıdan kolay para bulmasını sağlıyor. Bu nedenle IMF ile anlaşma olmalı.

Siyasette iki artı iki her zaman dört etmez

-DYP’li eski bir yönetici olarak Demokrat Parti oluşumuna nasıl bakıyorsunuz?
-Siyasetin dağınık olması, aynı veya yakın düşünceye sahip partilerin ayrı kulvarlarda yer alması gereksiz. Birbirine çok yakın iki partinin bir araya gelmesi doğal bir sonuçtur. Ama tabi ki siyasette iki ile ikiyi topladığınızda dört etmeyebiliyor, bazen iki bile çıkmayabiliyor ama bazen de iki artı iki 16 olabiliyor. Bu siyasetin farklı yapısından kaynaklanıyor. Bu birleşme seçim öncesi yapılabilseydi iki artı iki 16 olabilirdi. Ama seçim koşullarını bugün değerlendirmemek lazım çünkü gerçekçi bir değerlendirme olmaz. Seçim sathı mailine girildiğinde yapıların nasıl bir sonuç vereceğini daha iyi tahlil edebiliriz.
-Yeni oluşum herkesi kucaklıyor deniliyor. DP’nin eski ya da mevcut yöneticileri sizinle temas kurdular mı?
-Çoğu arkadaşım, hepsiyle temasım var. DYP yıllarca siyaset yaptığım bir parti. Benim parti ile ilgili bir sıkıntım yok. Bundan öncekilerle de şimdikilerle de her zaman bir araya geliyoruz, sohbetlerimiz oluyor. O anlamda bir sıkıntı yok.
-Siyasete dönmeyi düşünüyor musunuz?
-Şu anda olduğum yerden çok memnunum.
Kendi işimle sosyal işlerimin çok daha örtüştüğünü ve burada şu an daha iyi hizmet edebildiğimi görüyorum. Bugün için öyle bir düşüncem yok ama tabi zaman ve şartlar ne gösterir bilemiyorum.

Siyasileri eleştirirken çok sesliliği engelleyemeyiz

-BTSO Meclisi’nde karşıt seslerin olmasını nasıl yorumluyorsunuz.
-Ben onu çok seslilik olarak algılıyorum. Çok sesliliğin olması gayet doğal. İnsanlar fikrini söylemeli. Fikrini söyleyenlerin sayısının artması ortaya daha güzel fikirlerin çıkmasını sağlar. Bunu demokrasinin kalitesinin artması şeklinde algılamalıyız. Yönetim Kurulumuzun da bundan rahatsız olduğunu duymadım. Çünkü insanların fikrini söylememesi, hem o insanı rahatsız eder, Oda’dan koparır, Oda ile ilgili düşüncelere teşvik eder, hem de bu hadiselerin dışarıda konuşulmasına zemin hazırlanmış olur. Ama bu hadiselerin çok cesaretle çıkıp söylenmesi ve onun da yanıtının veriliyor olması, düşünceleri netleştirir ve daha iyi bir ortam sağlanır. Kaliteli demokrasiden de kastım budur: İnsanlar fikirlerini söyleyecekler ve varsa yanıtını alacaklar. Verilecek yanıt yoksa zaten orada bir sorun vardır.
Bugün siyasetin sorunu da budur. Siyasi partiler ve seçim yasasının değişmesiyle birlikte daha kaliteli bir demokrasi, herkesin her şeyi dillendireceği bir Meclis yapısından bahsediyoruz. Orada bunu eleştirirken, kendi içimizde engelleyemeyiz.

Koltuğumuzun hakkını vermeye çalışıyoruz

-BTSO’da Celal Sönmez’in, TOBB’da Rifat Hisarcıklıoğlu’nun da son dönemi? Bundan sonrası için öngörüleriniz neler?
-Bu erken bir yorum olur. Bu koşulları şimdiden ortaya koymak çok güç. Her seçim dönemi kendi şartlarını oluşturur. Ama şunu söyleyebilirim, burada hizmet vermekten son derece memnunum.
-Rifat Bey, TOBB sonrası yeni bir oluşum içinde olabilir mi?
-Rifat Bey ile birlikte çalıştığım ve ayrıca yakın dostum olduğu için rahatlıkla söyleyebilirim, bugün için böyle bir düşünce söz konusu değil. Geleceği ise bugünden bilemeyiz.
-Ama geleceğe de bakmak durumundayız.
-Bugün hepimiz oturduğumuz koltuğun hakkını vermeye çalışıyoruz. Oturduğunuz koltuğu eğer bugünden geleceğe dönük bir iş için kullanmaya başlarsanız, o koltuğun hakkını veremezsiniz. Oturduğunuz koltuğa ağır geldiğiniz gün, o koltuk sizi başka tarafa fırlatır.

Stat tartışmasının dışındayız

-Bursaspor’un stat projesi konusundaki görüşünüz nedir? Federasyon projesi ile BTSO’nun maddi destek verdiği proje karşı karşıya.
-Bursa Türkiye’nin nüfus olarak dördüncü ama ekonomik güç açısından ikinci büyük kenti. Böyle büyük bir şehirde güzel eserlerin olması hepimizin isteği. Stadın yeri ile ilgili tartışmaların dışındayız ama Büyükşehir Belediyesi’nin kendi kanunlarından, projenin ihalelendirilmesi ile ilgili sorunlardan kaynaklanan bir talepleri oldu bizden. Biz de bu talebi Meclisimize getirdik. Meclisimiz olumlu baktı ve katkı sağladık.
-Belediyenin projesi devam etmezse ne olur?
-Bildiğimiz, bu stat belediyeye devredilmiş. Tahmin ediyorum ki belediyenin dedikleri doğrultusunda bir sonuç ortaya çıkacaktır. O konuda bir sorun olacağını hiç sanmıyorum.

İlhan Parseker kimdir?

TOBB Yönetim Kurulu üyesi / BTSO Meclis Başkanı
1958 Bursa doğumlu. A.Ü. İktisat Fakültesi mezunu. TOBB Yönetim Kurulu üyeliği ve BTSO Meclis Başkanlığı’nın yanı sıra, KOBİ AŞ, TOBB Eğitim Vakfı ve Gelişen İşletmeler Piyasaları A.Ş. YK, TEPAV ve BUTGEM Mütevelli Heyet üyelikleri, İstanbul Dünya Ticaret Merkezi ve BUTGEM Başkan Vekilliği, Bursa OSB Müt.Heyet ve TOBB Etik Kurulu Başkanlığı görevlerini yapıyor. Evli ve 2 çocuk babası.