Düşük kura çare aranıyor
Pazartesi, 03 Mayıs 2010 16:13
Dilek GÖRAL
Küresel kriz ortamında ihracatçının yıllardır yakındığı düşük döviz kuru öncelikli sorun olmaktan çıkmıştı. Ancak ekonominin yeniden canlanmaya, siparişlerin hareketlendiği 2010 yılının ilk çeyreğinde, dolar ve avronun fiyatı yeniden öncelikli sorun olmaya başladı. Merkez Bankası kurlarına göre dolarda 1, 47 liraya ve avroda da 1,97 liraya kadar gerileyen kur, endişeleri iyice artırdı. Kurdaki gerileme bir yandan ithalatı körükleyerek cari açığı artırırken, bir yandan da üretiminin önemli bölümünü ihracata yapan işletmeleri çözümsüzlüğe itiyor.

MB ACELE ETMİYOR
Gelişmeler karşısında harekete geçen Merkez Bankası, geçen hafta, para piyasalarına yönelik kriz önlemlerini kademeli kaldıracağını açıklarken, ilk hamlesini de 30 Nisan 2010’dan geçerli olmak üzere bankaların döviz tevdiatında zorunlu karşılık oranlarını yüzde 9’dan yüzde 9,5’e çıkararak yaptı. Banka, kriz öncesi dönemde yüzde 11 düzeyinde olan zorunlu karşılık oranlarını yüzde 9’a kadar çekerek, piyasada likidite artışı sağlamıştı.
Bir taraftan da döviz alım ihaleleri ile günlük en fazla 60 milyon dolarlık alım yapan Merkez Bankası, kriz öncesine dönüş önlemlerinde aceleci davranmayacağını da açıkladı. Ancak iş dünyasının daha fazla beklemeye tahammülü yok.

ENFLASYON ORANINDA
ARTIŞ BEKLENTİSİ

Geçmişte olduğu gibi bugün de düşük kurun öncelikli sorunu haline geldiğini kaydeden ihracatçı, üretim, ihracat ve istihdamdaki artış için, piyasaların açılmaya başladığı bu dönemde, dolar ve avronun değerinin hızla eski düzeyine yükseltilmesini istiyor. Hükümetin serbest piyasa kurallarına işaret etmesine karşılık da özerk bir kuruluş olan Merkez Bankası’nın müdahalesinin ekonomideki canlanma için kaçınılmaz olduğu, en az enflasyon oranında bir artış yapılması gerektiğini belirtiyor. İş dünyası, dolarda 1,50 ve avroda 2,20 liranın üzerindeki her kur düzeyi üretim ve dolayısıyla ihracattaki sorunların aşılmasını sağlayacağını söylüyor.



Osman Sönmez (Sönmez Holding YK Üyesi):
İhracatçının şu andaki öncelikli sorunu düşük döviz kurudur. Döviz kurlarının düşmesi biz ihracat yapanları zor durumda bırakıyor. Nerelere kadar düşeceğini bilmiyorum. Dolar kurunun 1,50’nin üzerinde kalması ve avro için de 2,20 makul rakamlardır.






Şenol Şankaya (Yeşim Tekstil CEO’su):

İhracatçının en acil sıkıntısı düşük döviz kurudur. Dolar kurunun 1,55 ve 2-3 puan altı ya da üstü olması lazım. 1,55’ten 1, 47-1,48’e inmesi ihracatçıyı gerçekten vuruyor. Fakat Türkiye’nin pazarı Avrupa olduğu için avronun değeri daha önemli. Yılbaşında birçok ihracatçı bütçesine avroyu 2,10 olarak aldı. Bunun altındaki her kur ihracatçının zararına neden oluyor. Özellikle enflasyonun yüzde 8-8,5 olduğu bir yerde TL’nin bu kadar değer kazanmasına ve avronun 1,98’lere inmesine anlam veremiyoruz. Dünyada her şey şu anda lehimize görünürken, kurları 2,10’larda tutabilirsek, ihracatçıdan önümüzdeki yıllar çok ciddi bir performans görebilirsiniz. Bu istihdama da çok olumlu yansıyacaktır.
Merkez Bankası’nın kurların daha aşağı düşmesine izin vermemesi gerekiyor. Yoksa bunun bedelini geçmişte çok ağır ödedik, işçi çıkarmaları gördük. Dövizi düşük tutarsanız ihracatçı birkaç ay dayanır ama sonra havlu atmak zorunda kalır.
Düşük kur ara malı ithalini de artırıyor. Bunu bir açıdan ihracata destek gibi görebiliriz ama ara malı getirip burada montaj yapıyorsanız, yarattığınız değer ortada. Öbür tarafta hazır giyim, konfeksiyon ve tekstil bugün ihracatta 22-23 milyar dolarla birinci sektör. Tamamen emek yoğun, istihdamın tek çözüm ortağı olan bu sektörler tamamen kurun yükselmesiyle Türkiye’deki gerçek değeri yaratacaktır.

Erol Türkün (Türkün Holding YK Başkanı):
Türk ihracatçısı uzun vadeli satışlara imza atıyor. Anlaşmaları yaparken, kurumuz bir yerlerde kalır hesapları yaparak, öngöremediğimiz kurların altında maliyet yaparak imzaları atıyoruz. Ama bugün geldiğimiz noktada kurun her gün aşağı gitmesi minimum olan karlarımızı da aşağı çekiyor, bu da dış ticareti ve sanayiyi çok ciddi şekilde etkiliyor.
Bunu büyüklerimize sorduğumuzda özellikle Bakanlar ve Başbakan konunun kendilerini ilgilendirmediğini özerk olan Merkez Bankası’nın işi olduğunu söylüyorlar. Haklıdırlar. Ama diğer taraftan MB’nin gerekli adımları atması lazım. Her şeyin belirleyicisi arz-talep ama MB’nin elinde de mutlaka belli enstrümanlar var, onları kullanarak en önemli sanayi kolu olan tekstilde rekabet şansını düşürmemek için bir takım girişimler yapmaları gerekiyor. Hepimiz için sınır 1,50 ve 2,00 idi. Bunun üzerinde olacak her kur ihracatçıyı rahatlatacaktır.
AB’deki arz-talep bizi direkt ilgilendiriyor ama hayatta durmuyor devam ediyor. Türkiye’nin pazara yakınlık, kalite, modaya uygun ürünler gibi önemli avantajları var. Bu avantajlar bizi bugünlere getirdi ve yarınlara da taşıyacağına inanıyorum. Ama kur burada önemli bir faktör.

Erhan Akbaş (Akbaş Holding YK Başkan Vekili):

Önceden döviz kurlarındaki düşüş bizi çok daha rahatsız ediyordu ama 2009’da inanılmaz bir kriz yaşadık. İşimiz yoktu, siparişler gelmiyordu o yüzden döviz kurunu önemsemiyorduk. 2010 ilk çeyrekte ise güzel siparişlerimiz oldu. Müşteriler arıyor. Belki bu 2009’daki stokların tamamen erimesinden kaynaklanıyor. Ama ümidimiz hazır giyimde bunu hazirana kadar sürdürebilmek. Siparişler açılınca da düşük kur yeniden sorun olmaya başladı.
Çin kendi iç piyasasına yöneldiği için Türkiye Avrupa’ya karşı çok büyük avantaj elde etti. Bizim için önemli olan Avrupa’dan gelen siparişler. Teknoloji ve tasarım açısından da kendimizi çok geliştirdik ama kurların bu şekilde dalgalanması bizi çok olumsuz etkiliyor, kar marjlarımızı azaltıyor. Biz bu çıkışı 2007’de yaşamıştık. Son iki yıl çok sıkıntılı geçti. 2010’da sanayici tekrar yatırım konuşmaya başlıyor ama artık tekstilde yatırım yaparken insanlar korkuyorlar, belirsizlik nedeniyle uzun vadeli programlar yapamıyor.

İsmail Hakkı Keskin (Güleryüz Otomotiv A.Ş. YK Başkanı):

Kurlar maalesef anormal dalgalanıyor. Türkiye’de de yüzde 8-10 enflasyon var. Dövizin buna paralel artması lazım. Avro kurunun 2,10 düzeyinde olması gerek. Şu anda istikrarsız gidiyor. Bu da imalatının büyük bölümünü ihracat için yapan işletmeleri etkiliyor. İç piyasada da fiyatları her ay yenilemek yerine dövizle satışa gidiyoruz, bu da zorluyor.
Dünya piyasalarında dolar geçerli ama biz AB’ye çalıştığımız için avronun durumu bizim açımızdan daha önemli. Aramalı girdilerimizi AB ülkelerinden avro üzerinden alıyoruz. Ancak Afrika pazarlarında dolar bazında çalışılıyor, kurun düşük olması bu pazarda iş kaybetmemize neden oluyor.
Hükümet serbest piyasa diyor ama esas belirleyici faktör Merkez Bankası. Ya eskiden olduğu gibi 10-15 banka ortak kur belirlemeli ya da Merkez Bankası kura müdahale etmeli. Çünkü bu haliyle zarar veriyor. Avrupa bankaları kredi vermiyor. Siparişin yüzde 25-30’unu ödeyen müşteri de kredi çekemediği için siparişini alamıyor, araçlar hazır ama gümrük kapılarında bekliyor.

Arif Özer (Etay Giyim A.Ş. YK Başkanı):
Son dönemde tekstilde bir ithalat yoğunlaşması var. Özellikle düşük kur politikası en büyük sorunumuz. Kurlar avroda 2,20, dolarda da 1,55-1,60 düzeyinde olduğunda kimsenin sesi çıkmıyordu. Tekstilci hammaddeyi dolar ile alıp, avro ile satıyor. Dolar artıp avro düşerken, bir taraftan da Avrupa’da talep darlığı yaşandığı için bizi zor bir makasa soktu.
Piyasalarda canlanma başladı görünüyor ama bizim temel sorunlarımız sürüyor. İthalata dayalı büyüme, carı açık artıyor. Kriz fırsat yaratacak diyorduk. İstihdam, üretim ve ihracata yönlendirmeliydik bu fırsatı. Ama şu anda fırsat kaçıyor. Sıcak para elini kolunu sallayarak bu ülkeye girdiği sürece bu olmaz. Şu anda işler güzel deniliyor ama önemli olan bunun sürdürülebilir olması. Bunun için de döviz kurunun yükselmesi gerekiyor.


Orhan Gençoğlu (Penguen Gıda A.Ş. YK Başkanı):

Kurların Türkiye’deki enflasyon oranında artması, belli bir seviyenin altına inmemesi lazım. İmalat sanayi verileriyle yüzde 7-8 oranında enflasyon varsa, doların 1,55, avronun da 2,10’un altına düşmemesi gerekiyor. Merkez Bankası’nın geçen haftaki müdahalesiyle 750 milyon dolar piyasadan çekildi. Bu hiçbir şey, Meçhul bir şahıs,  4,5 milyar dolar getirdi. Böyle bakınca bu rakamlar çok basit kalıyor.
Serbest kur politikası diyorlar ama bu gidişle ithal cenneti olacağız. Bu düşük döviz kuru ile bu cari açığı kim karşılayacak? Kur bu düzeyde gitmeye devam ederse, ya tesislerimizi daraltacağız ya da kapatmak zorunda kalacağız  İleri aylar ve yıllar için cari açık çok tehlikeli. Önümüzdeki aylarda ana girdilerde de zamlar olursa, bu rakamlar revize edilmeli. Çünkü işçilik maliyetleri yükseliyor. Sonra da işçi çalıştırın diyorlar. Çalıştıralım ama yükler de azaltılmalı.