| Hayal Bursa |
| Pazartesi, 05 Nisan 2010 22:29 | |||
![]() Toprağın kokusunun genizleri doldurduğu, sokak çeşmesine ağzımı dayayıp dağın suyunu içtiğim, aşı boyalı duvarları olan bahçeli evlerle dolu bir kentte doğdum. Üniversiteye gelinceye dek yürüyerek gidebildiğim okullarında okuduğum bir kentte. Ramazanlarda iftar topunun atıldığını duyabildiğim, kimin girip çıktığı bilinen bir mahallede. İki katlı evlerin ve dört katlı iki apartmanın olduğu, babaannemin bahçesinde bez gererek dut silkeledikten sonra salça ekmeğimi kapıp toprak sahasında hava kararıncaya kadar maça devam ettiğim bir sokakta. Hem Emirsultan’ı hem de Yıldırım’ın yıkık minaresini görebildiğim bir evde. Otuz yedi yaşındayım. Hala aynı mahallede ve doğduğum evin yerine yapılan apartmanın en üst katında yaşıyorum. Bulunduğumuz sokağın genişliği altı metre, apartmanlar da altı katlı. Çocukluğumda yirmi beş evin ve dörder daireli iki apartmanın olduğu sokağımda şu anda toplam iki yüz daireden oluşan yirmi apartman var. Dedemin de, babamın da, benim de doğduğum bu sokağa her girdiğimde içimde hissettiğim yabancılık, bize kentleşme diye yutturulan acı ilacın bir yan etkisi olsa gerek. Bu kent Bursa ama her gün biraz daha uzaklaştığım, ürktüğüm bu mahalle, bu sokak artık benim değil. Bu içine doluşmak için ruhu boşaltılan kent artık benim değil. Kentin yaşadığı yoğun göçü sindirebilmesi için herhalde en az iki nesil daha geçmesi gerekiyor. Kentli olabilmek bir kültür işi. Hem de yaşamın değirmeninde öğütülmüş birikim ununun, bilgi ekmeğine dönüştüğünde tamam diyebileceğimiz bir kültür. Memleketinin havasına, suyuna hasret kalmış insanların, yaşadığı ve doyduğu yere hiçbir zaman kanının ısınmamasından kaynaklanan o iğreti duruş ortadan kalktığında oluşan bir kültür. Bu kentte her seçim dönemi göz yumulan yeni kaçak binalar ve ilave edilen birer kat tüm kentin hakim yapı stoğunu ve imar durumunu şekillendirmiş. Boy boy, renk renk, tek tip ucube binalar yığını. Kültürpark’ın içinde tekel bayii ruhsatlı gazinolar, tuvalet ruhsatlı çay bahçeleri yıllarca genişlemeye devam etse de, çatısı bacası tamir ettirilip aynı renge getirilince kimse ses çıkarmamış. Uludağ’daki oteller ne karşılığı ve nasıl imal edildiği bilinmeyen müştemilat ve ekleriyle iki, hatta üç kat genişlediklerinde de müdahale etmek kimsenin aklına gelmemiş. Oysa hepimiz olanların hem farkındayız, hem de tarafıyız. Çünkü o imar durumuna birer kat ilave edilmiş apartmanlarda, o kaçak yapılarda, Uludağ’daki otellerde, çay bahçelerinde, lokantalarda, kent meydanı diye yutturulan alışveriş merkezlerinde, ovanın göbeğindeki fabrikalarda, kentsel dönüşüm adı altında yapılan gökdelenlerde bizler yaşıyor, konaklıyor, alışveriş yapıyor, çay içiyor, yemek yiyor ve keyfini çıkarıyoruz! Ama hala umudumuz var. Bu kent için hala yapılacak çok şey var. Sararmış yapraklarını dökmüş koca bir çınar gibi dimdik ayakta duran, kentlerin sonbaharı bu kent için emek harcamaya değer. Hayal etmek gerekiyor önce. Sonra da kenti yönetmeye aday olan herkesin reddedemeyeceği şekilde istemek. Hadi siz de hayal edin ve Bursa’yla ilgili isteklerinizi dillendirin. Benim aklıma gelenler şunlar… En az elli yıllık gelişimini tartışmış, hesaplamış ve planlamış bir kent olmalı. Kendi enerjisini kendi üreten, atıklarını geri dönüştüren ve kazanan, atıksuyunu arıtan ve yeniden kullanan, bulunduğu coğrafyaya dört mevsim boyunca uyum sağlayan doku ve tasarımlarda yapıların boy gösterdiği yepyeni bir kent. Deprem riski dikkate alınarak imara açılmış alanlarda yapılmış güvenli binalarda yaşamalı insanlar. Gökyüzünün göründüğü sokakların geniş yeşil alanlarında top koşturmalı çocuklar. En lüks semtlerde koca koca bloklar toprakla birlikte kaymamalı. Bisiklet sayısı ve yenilenebilir enerji ile çalışan araç sayısı, petrol yakıtlı araçlardan fazla olan bir kent olmalı. Kaldırımları, yolları, sokakları işgal edilmemiş bir kent. Uludağ, tüm kentlilerin yararlanabildiği, piknikler, doğa gezileri, spor kampları, bilimsel toplantılar, araştırmalar için gelinen bir yer haline dönüştürülmeli. Ulaşım için belirli mesafeden sonra ancak özel ulaşım araçlarıyla ulaşılmalı ve ortak pistler, ortak tesisler yapılmalı. Nilüfer Çayı, kıyısında spor yapan, ayaklarını serinleten ve kanolarla tüm kenti baştan sona dolaşan insanlarla dolu bir ortak kullanım alanı olmalı. Sanayi bölgeleri katma değeri daha yüksek bilişim ve yenilenebilir enerji teknolojilerinin üssü haline gelmeli. Kentin enerji ihtiyacı hidroelektrik, rüzgar, güneş, jeotermal vb. ile sağlanmalı. Bursaray ulaşımın omurgası olmalı. Kent merkezi araç trafiğine kapatılmalı. Tarihi yapıları kuşatan tüm binalar yıkılmalı. Bursa’ya Bursa gibi davranılmalı. Bence artık bu kente, çocukluğumuzda hepimize sorulan o meşhur soruyu sorma zamanı geldi: “Bursa, büyüyünce ne olmak istiyorsun?” Cevabı öğrenmek istiyorsanız aynı soruyu lütfen kendinize sorun.
|

