|

Yirmi birinci yüzyılda, küreselleşmenin de etkileriyle klasik yönetişim anlayışı ciddi değişikliklere uğramıştır. Eskiden tek bir kişinin kontrolünde ve tekelinde gelişen her şey, günümüzde çerçevenin genişlemesiyle çok aktörlü boyuta dönüşmüştür. Yönetim kavramı yerini yönetişim kavramına bırakmıştır. Yönetişim, resmi ve özel kuruluşlarda idari, ekonomik, politik otoritenin ortak kullanımı anlamına gelmektedir. Yönetişim kavramında gizlilik yoktur, her şey şeffaf zeminde gerçekleştirilmekte ve halk bilinçlendirilerek siyasal iradenin uygulamalarını sorgulayabilecek konuma gelmiştir. Yönetişim kavramının planlama disiplinindeki boyutu ise katılımcı planlama anlayışıdır. Katılımcı planlama, sosyal ve iktisadi karar alma süreçlerinde, söz konusu karardan etkilenecek tüm sosyal paydaşların başından sonuna sürece katılımını öngören planlama anlayışıdır. Fakat ülkemizde hakim olan klasik planlama anlayışı ve planlama mevzuatı maalesef katılımcı planlama anlayışını göz ardı etmektedir. 1985 yılında yürürlüğe giren 3194 sayılı İmar Kanunu ülkemizde planların hazırlanması ve onaylanması süreçlerini belirleyen en önemli yasal düzenlemedir. Yerleşme yerleri ile buralardaki yapılaşmanın plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamayı amaçlayan kanunun 14 maddesi, plan hazırlık sürecinde, planlanacak alanın ve yakın çevresinin yönetim yapısı, fiziksel yapısı, maden kaynakları, çevresel kaynakları, demografik yapısı, sosyal yapısı, ekonomik yapısı, arazi kullanımı gibi konularda analizlerin yapılmasını ve plan kararlarının bu araştırma sonuçlarına göre oluşturulmasını öngörmektedir. Görüldüğü üzere kanun planların hazırlanması süreçlerine katılım konusundan bahsetmemektedir. Bu katılımcı ve şeffaf olmayan plan süreci, planların ilgili idare tarafından onaylanması sırasında maalesef göz ardı edilmektedir. Şöyle ki; Kanun’un 8. maddesi ve buna istinaden hazırlanmış olan Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmeliğin 20. maddesinde plan onay süreçleri; “Belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediye meclisince, bu alanlar dışında il idare kurullarınca imar planları onaylanarak yürürlüğe girer. Onaylanmış planlar, onay tarihinden itibaren ilgili idarece herkesin görebileceği şekilde ilan yerlerinde asılmak ve nerede nasıl görülebileceği mahalli haberleşme araçları ile duyurulmak suretiyle 30 gün süre ile ilan edilir. 30 günlük ilan süresi içinde planlara itiraz, ilgili idare nezdinde yapılır” olarak belirlenmiştir. Bu belirlenen süreç de katılımcılıktan uzaktır. Çünkü mahalli haberleşme araçları planların halka duyurulmasında yetersiz ve etkisiz kalmaktadır. Şöyle ki yeni yasal düzenlememelerle Nilüfer Belediyesi sınırlarına giren örneğin bir Gölyazı’daki planların Nilüfer’de askıya çıkarılmasından, yerel halkın haberdar olma şansı ne kadardır? Ayrıca, kanunda belirtilen bir aylık süreci yakalanmasında da oldukça güçlük çekilmektedir ve kanun bize planlama sürecine katılımı değil itirazı öngörmektedir. Bu süreçte halkın itirazı genellikle parsel bazında kalmakta ve genellikle arsalarına imar hakkı verilmemesi ile ilgili olmaktadır. Kent çıkarlarını düşünen biz meslek odalarının itirazları ise çok nadir olarak değerlendirilmekte, çoğunlukla belediye meclislerince gerekçe bile gösterilmeden reddedilmektedir. (devam edecek) Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|