Uludağ’dan Davos olur mu?
Pazartesi, 13 Temmuz 2009 10:27

alt

Son dönemde sıkça duyduğumuz bir söylem aslında, “Uludağ’ı, Davos yapmak”. Peki Uludağ’dan Davos olur mu?
Davos İsviçre’nin doğusunda, Graubünden Kantonu’nda bir kasaba. Denizden bin 560 metre yüksekliğinde, Landwesser Irmağı üzerinde, tarihi bin 160’lara dayanan Davoz- Platz ve Davos-Dorf adlı iki köyden oluşan ve 1971 yılından beri Dünya Ekonomik Forumu toplantılarına ev sahipliği yapan Alplerin tepesinde bir yerleşim yeri…
Peki, ya Uludağımız…
Antik dönemlerin Mysia’daki Olympos’u. Tanrıların toplanıp şölen yaptıklarına inanılan yer. Bitkisel çeşitliliği, farklı iklimsel özellikleri, topografik ve jeolojik yapısı ile doğal bir bitki müzesi, birçok endemik flora ve faunanın yaşam alanı, ülkemizin ve belki dünyanın sayılı su kaynaklarından bir tanesi, kentimizin iklim düzenleyicisi, kısacası her şeyimiz…
Uludağ gibi, özellikleri, Davos’la kıyaslanamayacak kadar çok olan bir bölgenin Davos’a benzetilmek istenmesinin nedeni nedir?
Sanırım bu soruya cevap vermek için kısaca Uludağ’ın yaşadığı süreçlere bakmak gerekli…
Uludağ, barındırdığı doğal ve kültürel değerlerinin korunması amacıyla 1961 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla Milli Park ilan edilmiş, 1964 yılında Orman Bakanlığı’nca Uludağ Milli Parkı Uzun Devreli Gelişim Planı yapılmıştır. 1996 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla Alaçam Bölgesi, milli parka dahil edilerek Milli Park alanı 12 bin 762 hektara çıkarılmıştır. Ayrıca, Gayri Menkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından 13.01.1979 sayılı karar ile köy yerleşik alanları ve Milli Park alanı dışında kalan bölümler doğal sit olarak tescil edilmiş, Bursa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 21.06.2003 tarihli kararıyla Sit sınırlarında düzenlemeye gidilmiş, 05.06.2006 tarihli kararıyla Milli Park Alanı I. Derece Doğal Sit Alanı, oteller bölgeleri II. Derece Doğal Sit Alanı ilan edilmiştir.
Doğal Sit Alanları ile Milli Park Alanları dayandıkları kanunlar çerçevesinde koruma disiplinin en yoğun olduğu kullanım kararlarıdır. Ancak bu kararlar bile Uludağ’ın tahrip edilmesini önleyememiştir. I. Gelişme Bölgesi olarak tanımlanmış alanda milli park planına aykırı yapılaşmalar devam ederken, bu alan içerisinde kış turizmi için kayak merkezi yapılmakla birlikte, 2. Gelişme Bölgesi Bakanlar Kurulu kararıyla Turizm Merkezi ilan edilmiş, Koruma Kurulu’nun sit alanı kararlarına rağmen Kirazlı, Hüseyin Alan, Yiğitali ve Gökçeören yerleşmelerinde yapılaşmalar devam etmiştir. Kent yamaçlarında doğal sit alanları içerisinde kaçak yapılaşmalar engellenememiştir.
Çevre ve Orman Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, Büyükşehir Belediyesi, Osmangazi Belediyesi, kapatılan Kirazlı Belediyesi, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, İl Özel İdaresi gibi çok sayıda kurumun plan yapmaya yetkili olduğu Uludağ’da, yaşanan bu yetki karmaşası, turizm adına göz yumulan; odun deposu, tuvalet ruhsatı ile yapılan otellere, kaçak yapılaşmalara sebep olmuştur. Bu sırada meslek odaları ve sivil toplum örgütleri tarafından açılan davalar sonucu birçok girişimin de önüne geçilmiştir.
Sayın Başbakan’ın geçmiş tarihlerde Antalya’da turizm çevrelerine yaptığı açıklama ve ardından Bursa ziyaretinde sarf ettiği ve kamu oyuna yansıyan söylemleriyle Uludağ’da yeni bir sürecin başladığına şahit olduk. Başbakan’ın söylemlerinin ardından ilgili Bakanlıklar tarafından çalışmalara başlanılmış, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından 07.08.2008 tarihinde Resmi Gazete’de ilan edilerek “Uludağ Milli Parkı 1. ve 2. Gelişim Bölgeleri Peyzaj Planlama, Kentsel Tasarım ve Mimari Proje Fikir Yarışması” başlatılmıştır. 05.12.2008 tarihinde yarışma sonucu açıklanmış ve dereceye giren projeler 17-31.12.2008 tarihlerinde Bursa’da sergilenmiştir. Başta meslek odam Şehir Plancıları Odası Bursa Şubesi olmak üzere, Uludağ için mücadele veren birçok meslek odası ve sivil toplum örgütü yarışma ve sonucuna yönelik ciddi kaygılar taşımakta…
Uludağ’ın yaşadığı süreçlerden de anlaşıldığı üzere Uludağ üzerinde her dönem çeşitli hesaplar gündeme gelmiştir. Bu dönemin de söylemi Uludağ’ı Davos yapmaktır. Ama bu fikir ne Bursa kentini yönetenlere, ne bu kentin sivil toplumuna, ne de bu kentte yaşayanlara sorulmamıştır.  Bana sorarsanız Uludağ’dan Davos olmaz, olamaz, olursa da Uludağ’a yazık olur. Uludağımız Davos olamayacak kadar doğal değerleri açısından değerli bir bölgedir. Ben geç olmadan Uludağ’da yaşanan yetki karmaşasına son verecek Uludağ Kanununun çıkartılmasını, vahşice kullanma yerine koruma-kullanma dengesinin sağlanması, Uludağ’ın gelecek nesillerin bize emaneti olduğunu unutmamız gerektiğini düşünüyorum.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız