|

Tarım kenti Bursa… Sanayi kenti Bursa… Otomotiv kenti Bursa… Tarih kenti Bursa… Turizm kenti Bursa… Kaplıca kenti Bursa… Su kenti Bursa… Üniversite kenti Bursa... Kongre-konferans-fuar kenti Bursa… Yukarıda saydığımız ve sayamadığımız birçok sıfat, yerel ve merkezi yönetim tarafından çeşitli yerlerde ve zamanlarda Bursamızı tanıtırken kullanılan ifadelerdir. Peki, bir kentin bu denli fazla kimlik taşıması doğru mudur? Günümüz ekonomik sistemi ve küreselleşme, kentlerimizin kimliklerini belirleyen en önemli unsur haline gelmiştir. Uluslarüstü ekonomik sistem, kendi çıkarları doğrultusunda kentlere rol biçmekte ve bu rol çerçevesinde kentlerin arazi kullanımlarını yeniden tanımlamaktadır. Bunun en son örneğini İstanbul’da görmekteyiz. İstanbul eskiden sahip olduğu birçok kimliği terk ederek, yönetim ve finans merkezi kimliğine bürünmeye başlamıştır. Bir kentin kimliğinin uluslarüstü sistem tarafından belirlenmesi veya Bursamızda olduğu gibi birçok kimliği taşımaya çalışması doğru değildir. Olması gereken, kentin iç dinamikleri ile barındırdığı ve sahip olduğu değerleri tartarak, kendi kimliğini belirlemesi ve asıl kimliği çerçevesinde bunu destekleyici diğer fonksiyonlara sahip olmasıdır. Peki, bu nasıl sağlanabilir? Bunu sağlamanın yolu, ülkesel ve bölgesel planlarla yönlendirilmiş, il düzeyinde yapılacak ve kentin üst ölçekli planı olarak, alt ölçekteki diğer planlama çalışmalarına yön verecek İl Çevre Düzeni Planlarının yapılmasından geçmektedir. Bursa bu yönde; 1998 tarihinde Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nca onaylanan 1/100.000 ölçekli 2020 yılı Çevre Düzeni Planı ile deneyim sahibidir. 1/100.000 ölçekli plan, Gemlik’e; konumu sebebiyle liman faaliyetleri ve buna bağlı depolama ve ambalajlama, Mudanya ve İznik’e; tarihsel kimlikleri sebebiyle bunu destekleyici ve koruyucu turizm, Mustafakemalpaşa-Yenişehir ve Karacabey’e; sahip olduğu verimli ovalar sebebiyle tarım, Bursa’nın batısına; kentsel gelişme, doğusuna; sahip olduğu su kaynakları ve verimli arazileri sebebiyle mutlak koruma, kentin merkezine ise; hizmet sektörü yönünde roller belirlemiştir. 1/100.000 ölçekli planın 1998 tarihinde onaylanmasının üzerinden geçen 10 yılda, yukarıda bahsettiğimiz yerleşmelerin kimliklerine bakacak olursak, maalesef planda belirtilen kimliklerin sağlanamadığını, plana sahip çıkılamadığını görmekteyiz. Zaten Bursamızda yaşanan bütün sorunların temelinde de, bu “kimliksizlik/çok kimliklilik” yatmaktadır. Bir taraftan verimli ovalarımızı korumaya, tarımı desteklemeye çalışıp, buna yönelik yatırımlar yaparken, diğer taraftan yoğun göçü karşılamak için yeni sanayi alanları oluşturmaya, bir taraftan tarihi merkezlerimizi korumaya çalışırken, diğer taraftan rant ve çağın gereksinimleri karşısında bu alanları dönüştürmeye çalışmaktayız. Sonuçta Bursamız bugün olduğu gibi açmaz ile karşı karşıya kalmaktadır. Çok geç olmadan kentin tüm paydaşları ile konsensüs sağlanarak, tek bir kent kimliği üzerinde yoğunlaşılmalı ve bu kimlik çerçevesinde marka kent yaratma yolunda gerekli planlama, sosyal, kültürel, ekonomik, fiziksel hazırlıklar yapılmalıdır. Not: Kaleme aldığım yazılar Bursa Şehir Plancıları Odası Yönetim Kurulu adına ve Yönetim Kurulu’ndaki arkadaşlarımla birlikte oluşturduğumuz görüş birliği sonucu bu sayfalara yansımaktadır. Füsun Uyanık
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Yazarın Diğer Sayfaları İçin Tıklayınız
|