Farkında mıyız?
Pazartesi, 13 Nisan 2009 17:44

alt

Belki 2000’li yılların hepimize ezberlettiği kelimelerden en önemlisi küreselleşme. Tam anlamını çoğumuz bilmesek de ekonomiden, kentleşmeye, ticaretten, siyasete birçok konuda kullandığımız ve hatta krizlerin sebebi olarak gösterdiğimiz olgu.
Peki, bu küreselleşmenin kentlerimize etkileri neler? Türkiye’de bu olgunun İstanbul üstünden izlenmesi gerektiğini düşünmekteyim. İstanbul nüfusu, jeopolitik önemi, tarihsel ve kültürel mirası ve burada sayamadığım birçok özelliği ile küreselleşen dünyada, Türkiye’nin en önemli kenti.
İstanbul’a biçilen roller artık ülke, bölge veya o kenti yönetenler tarafından değil, tam olarak adlandıramadığımız başka güçler tarafından şekillendirilmektedir.
Bu güçler artık İstanbul’un 1950’lerde kazandığı sanayi kimliği rolünden sıyrılarak, Londra, New York gibi bir finans kenti olması istemektedirler. İçinde bulunduğumuz batı Asya’nın merkezi.
İşte böyle bir durumda artık alışageldiğimiz sanayi tesisleri ve bunla ilgili liman faaliyeti, depolama vb diğer sektörler artık İstanbul’da yer seçmenin rantını karşılayamaz duruma gelmektedirler. Çünkü artık İstanbul’un toprakları bu şirketlerin karşılayabileceğinin çok üzerinde değerlidir.
İşte böyle bir ortamda biz Bursalıların ve Bursa’yı yönetenlerin henüz farkına varamadıkları bir takım gelişmeler olmaktadır. İstanbul, bünyesindeki bu istenmeyen sanayiyi yakın bölgesine dağıtmaktadır. Bu dağılımda Kocaeli ve Bursa başı çeken kentler olmaktadırlar. Biz konunun Bursa ayağına bakacak olursak;
Bursa 1960’lı yıllarda otomobil fabrikasının kurulması, ardından Türkiye’nin ilk organize sanayi bölgesinin kurulması ile hızlı bir sanayi sürecine girmiştir. Şu an Bursa İl sınırları içerisinde 9 adet faaliyette olan, 3 adet altyapı çalışmaları devam eden, 4 adet de teklif aşamasında olan toplam 16 adet Organize Sanayi Bölgesi yer almaktadır. Bunu dışında 5 adet tamamlanmış, 10 adet inşaatı devam eden, 1 adet proje aşamasında olan Küçük Sanayi Sitesi ve 1 adette Serbest Bölge bulunmaktadır.
Kentimizde 1960’lı yıllarda başlayan hızlı sanayileşme belli bir plan program içerisinde gerçekleştirilememiş, piyasa gelişimine bırakılmıştır. Mevcut Organize Sanayi Bölgelerinin birçoğu sanayi alanı olarak oluştuktan sonra OSB kimliğine kavuşmuştur. Bu anlamda OSB olmanın birçok şartına bu bölgelerde rastlanmamaktadır. 1998 yılında Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca onaylanan 1/100.000 ölçekli plan bu gelişimi kontrol altına almayı amaçlamıştır. Plan onaylandıktan sonra Sayın Erdem Saker döneminde Bursa’da yer seçmek isteyen bir otomobil fabrikasının girişimi bu planın şartlarına aykırı olduğu için kabul edilmemiştir.
Bu noktadan sonra konumuza tekrar dönüp, yazımın başındaki bölümle bütünleştirecek olursak, son aylarda İl Özel İdaresi tarafından 1/100.000 ölçekli planda yapılan değişiklikler hiç dikkatinizi çekti mi?
Son aylarda Kestel’de Bursa Büyük Sanayi Sitesi (BESOB tarafından kurulması planlanan), Yenişehir Burcum’da çimento fabrikası, Kemalpaşa İnatlar’da Katı Atık Depolama ve Geri Dönüşüm Tesisi, İnegöl OSB, plan değişliği yoluyla 1/100.000 ölçekli planda kendilerine yer bulmuşlardır.
Peki, son dönemlerde bunun dışında kaç adet mermer ve taş ocağına Bursa sınırları içinde izin verilmiştir?
Birde İDO tarafından Mudanya’ya kurulması gündeme gelen ancak daha sonra ihalesi iptal edilen sadece İstanbul ayağı ihaleye çıkarılan İstanbul-Bursa Ro-Ro projesi var? Projenin Bursa ayağı askıya alındı. Ancak herkesin bildiği gibi Ro-Ro karşılıklı işleyen bir ulaştırma sistemidir. Projenin sadece İstanbul ayağıyla kalmayacağı çok açıktır.
Tabi bu saydıklarımız dışında Haydarpaşa İstasyonu’nun Gemlik’e kaydırılması, Gemlik’te son zamanlarda yer arayan lojistik firmalarını da düşündüğümüzde Bursa’da yaşayanların pek farkına varmadığı bir durum ile karşı karşıyayız.
Yazının başında bahsettiğimiz ve İstanbul’a rol biçen güçler, İstanbul’da istemedikleri sanayiyi artık Bursamıza kaydırmaktadırlar. Son zamanlardaki planlardaki ve projelerdeki hareketlilik bize bunu göstermektedir.
Peki, biz Bursa olarak ne istiyoruz?
Bursa Ovamızı, Uludağ’ı, tarihsel ve kültürel mirasımızı koruyacak sınırlı ve kontrol altında bir sanayi mi? Yoksa Bursamızın sanayi bombardımanına tutulmasını mı?
Sürecin henüz başındayken Bursa’nın tüm dinamikleri bir araya gelerek bunun kararını bir an önce vermelidir.

 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız