‘Plan mı pilav mı?’ dönemi bitti
Pazartesi, 26 Ocak 2009 14:21

alt

1960 yılların başlarında planlı kalkınma dönemi gündeme geldiğinde, genel seçimlerde, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)  Türkiye’nin planlı gelişime ihtiyacı olduğunu belirtmiş, Beş Yıllık Kalkınma Planları hazırladığını ve iktidara geldiğinde, hızlı bir atılım hamlesi gerçekleştireceğini anlatmıştır. Adalet Partisi’nden (AP) bir grup, bu tezin anti tezini halka basit bir şekilde anlatabilmek için de ‘Plan değil, pilav istiyoruz’ diyerek ortaya çıkmıştır. Halkın laf salatasına değil, yiyeceğe ihtiyacı vardır. Türkiye de tercihini ‘plan değil pilav’ diye yapınca bu söz Süleyman Demirel’i iktidara taşımıştır.
Slogan olarak her daim hatırlanan bu söz, sadece uydurma bir seçim uçurtması olarak kalmayıp, o dönem yeni iktidarın ekonomiye ve geleceğe yaklaşımını oluşturmuştur. Ekonomide plansızlık ve başıbozukluk bir virüs gibi yayılmış ve hayatımızın her alanına girmiştir. Önü alınamayan bu yayılma başta eğitimi, sağlığı ve adaleti teslim almıştır. Bu nedenledir ki, savrulan, boşa harcanan kıt kaynaklardan dolayı eğitim, sağlık ve adalet sistemimiz hala rayına oturmamıştır.
Fabrikaları tüm Anadolu’ya yaymayı hedefleyen Atatürk imzalı planı bir yana bırakıp, yatırımı özel sektörün insafına bırakırsanız, en başta bölgeler arası eşitsizlik olur ve bunun yol açtığı sosyal sonuçlarla yıllar yılı uğraşılır, tıpkı bugün olduğu gibi.
Cumhuriyetle kurulmuş, büyütülmüş, yoksul insanımızın el emeğiyle, göz nuruyla, alın teriyle yaratılan, adeta birer bağımsızlık anıtı gibi gururla yükselmiş bütün kuruluşlar tasfiye edildiği ve ekonomi direksiyonunun el değiştirdiği şu günlerde, tekrar sormalıyız kendimize, ‘Plan mı lazım bize, yoksa hala pilav mı’ diye!
İmar planları açısından ‘plan mı pilav mı’ döneminden ‘talan dönemine’ kadar döneme baktığımız da ise;
1985 yılına kadar, 6785 sayılı İmar Kanunu doğrultusunda her ölçekte planlar onaylanmıştır.
6785 Sayılı İmar Kanununa göre imar planları belediye meclisince kabul edildikten sonra, İmar ve İskân Bakanlığı’nın onayı ile yürürlüğe girmekteydi. Kısacası eski İmar Kanunu’nun planlama yetkileri merkezi yönetime bırakılıyordu.
1972 yılında 6785 sayılı İmar Kanununun bir kısmını değiştiren 1605 sayılı yasa çıkartılmış ve merkezi yönetimin yetkileri daha da artırılmıştır. 1605 sayılı yasa ile İmar ve İskan Bakanlığı’na, birçok belediyeyi ilgilendiren planlarda, ilgili belediyelerin kararına gerek kalmadan, bu planları onaylanarak yürürlüğe koyma yetkisi tanınmıştır.
Bu kanundan sonra çıkartılan 2634 sayılı Turizm Teşvik, 2960 sayılı Boğaziçi, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma, 2872 sayılı Çevre, 2985 sayılı Toplu Konut kanunları ile planlama yetkileri artırılmış, planlama çok başlı hale gelmiştir. (plan pilav olmuş talana yol almaktadır.) Bu kanunlar şehri biçimlendiren güçler arasında bir uzlaşma yerine bu güçlerin kendi çıkarlarını farklı oluşumlar çerçevesinde tanımlamış ve çıkar çatışmaları başlamıştır.

PLANLASAK DA MI YAPSAK,PLANLAMASAK DA MI YAPSAK?

Bu kanunların ardından 1985 yılında Anavatan Partisi’nin (ANAP) iktidarı döneminde çıkartılan 3194 sayılı İmar Kanunu ile yerel yönetimlerin planlama yetkileri artırılmıştır. Nazım ve Uygulama İmar Planları’nın belediyelerce yapılıp, belediye meclislerin onayından sonra yürürlüğe konulabileceği söz konusudur. Planlama hiyerarşisi, plan içerikleri bilimsel bir temele oturtulmamış farklı düzeylerde plan yapmaktan sorumlu kurumların yetki alanları çakıştırılmış, planlama kurumlar arası yetki savaşına dönüştürülmüştür. Bunun yanı sıra yerel yönetimler kaynak ve teknik personel yetersizliğinden uygulamada başarılı olamamıştır.
Planlama yetkisi verilen kurumlar; Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Büyükşehir Belediyeleri, İl Özel İdareleri-İl Genel Meclisleri, Belediyeler, GAP İdaresi, Toplu Konut İdaresi, Yüksek Planlama Kurulu’dur.
Böylece kent; kazanımlarını maksimum seviyeye çıkarmaya çalışan gruplar, kurumlar ve bireylerin gösteri alanı olmuş, kamu ve toplum yararı geri plana itilmiştir. Sonuçta 3194 sayılı Kanunla şehirlerimiz bu hale gelmiştir. Çünkü hala plan onayında Ankara’nın müdahalesi bulunmaktadır.
2002 yılında tek başına iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) eksiklikleri gidermek, yeni gelişmelere uyum sağlamak için yeni bir İmar Kanunu’na ihtiyaç olduğunu belirtmekteydi. Adı da “Şehircilik ve İmar Kanunu” konulan bu yasa 2003 yılında yürürlüğe girecekti. Bu tarihe kadar yerel yönetimleri güçlendiren çok yasalar çıktı, ancak yeni imar yasası bir türlü çıkmadı, çıkamadı. Bu kanunu çıkartmayanların, şehirlerin talan edilmesini de şikayet etmeye hakkı yoktur. 

 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız