|

29 Mart bir referandum muydu? Önemli olan bu soruya benim vereceğim yanıt değil, seçmenin algısıydı. Seçim süreci boyunca yanıtını aradığım soruya seçmen 29 Mart’ta yanıt verdi. Seçmene göre, bu sadece bir yerel seçimdi! Bursa özelinde bakarsak, seçmen, seçim öncesi NTV’nin canlı yayınında yaptığım “Bursa seçmeni akıllıdır, önce iktidara bakar; sonra adaylara, projelere” yorumunu haklı çıkardı. Kentin seçim tarihinde yazan, “iktidar kimse Büyükşehir de onda” kuralı değişmedi. Bu noktada referandum kavramıyla kastedilenin ne olduğu da önem kazanıyor. Örneğin aktif politikadan çekilince akil adam haline gelen eski Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk’a göre, AKP’nin 22 Temmuz sonrası yaptıkları nedeniyle (anayasa değişikliği, türban vs.) 29 Mart, rejim açısından bir referandumdu. Toplumun bunu algılayabileceğini, siyasetin bunu vurgulaması gerektiğini söylüyordu Cindoruk. Muhalefet bunu vurgulamadı! Cindoruk gibi 29 Mart’a referandum gözüyle bakan kimi yazarlar ise seçim sonucunu güvenoyu gibi sunuyor. Halkın statükoya oy vermediğini söylüyor. Yüzde 38,78’in Ergenekon’a onay anlamına geleceğini savunacak kadar ileri gidenler var. Bana kalırsa hiç ilgisi yok. Her seçim birden fazla mesaj verir. Sadece iktidara değil, muhalefete, ayrı ayrı her partiye… Hatta sonuçlardan toplum kesimlerinin birbirine verdiği mesajları da görebilirsiniz. Öyle görünüyor ki iktidar mesajı net şekilde aldı. Hatta bu sonucu alacağını aylar öncesinden bilen Başbakan, boşu boşuna erkenden inmedi sahaya. Her gün 2-3 miting yapmanın, Ankara’yı bir ay boşaltıp bakanları seçim bölgelerine göndermenin başka bir anlamı olabilir mi? Şimdi önce evin içini temizleyecek Erdoğan. Kabine’den başlayacak, parti yönetimiyle devam edecek. Biz yalancı kredi kartı borçluları ise sabırsızlıkla sıranın evin dışına gelmesini bekleyeceğiz. Kredi kartı borçlarımızı ödemek için işimizden olmayı göze alacak ya da yeni borç olanakları araştıracağız. Ocak 2009 itibariyle 970 bine ulaşan kredi kartı borçluları kara listesine girmemek için çabalayacağız. Bir yandan da iş dünyasından iş isteyeceğiz. İsteyeceğiz de bakacağız ki onların da en büyük sorunu işsizlik… Bu arada neler olacak neler… Bir kere Obama sayesinde küresel güç ABD ile yeniden ve iyice hemhal olacağız. Artık Afganistan’da askerimiz mi çarpışır, Irak’a Türkiye’den giremeyen ‘coni’ler nereden çıkar, Ermenistan ile tarihi bir dönemece mi girilir!.. Listeyi uzatabilirsiniz. Obama’dan sonra da IMF’yi ağırlayacağız. Bakalım, G-20’nin harçlığını artırdığı IMF, bizim cebimize ne kadar koyacak? Başka deyişle ümüğümüzü ne kadar okşayacak? Sıktırmayız ya ümüğümüzü!.. Allah yüzümüze bakar da her şey yolunda giderse sıra gelir anayasa değişikliğine… Gelsin… Belki o zaman 12 Eylül’ün ‘ama’yasasından kurtuluruz, belki o zaman politikacının dokunulmazlık zırhı kalkar, belki o zaman seçim ve siyasi partiler yasaları da değişir, belki o zaman seçim barajı düşer… Düşer de görürüz halkın gerçek iradesini… İşte size referandum… Soruyu yeniden soralım: 29 Mart bir referandum muydu? 2007 başlarında bir siyasi parti liderine sormuştum, neden erken seçim istemiyorsunuz diye de yanıtı deneyimli bir başka politikacı vermişti: Zamanı gelmedi!.. Referandumun da zamanı gelmedi, koşulları oluşmadı. Bekleyin bakalım, süpürelim evin içini dışını… Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|