| Yalçın’ın politik kariyerinde 12 Eylül’ün önemi |
| Pazartesi, 12 Temmuz 2010 10:25 | |||
![]() AKP’de kimin dediği oldu? Devlet Bakanı Faruk Çelik’in mi, Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe’nin mi, yoksa yıllardır iktidar sarhoşluğunu üzerinden atıp bir türlü ayılamayan teşkilatın mı? Boşuna düşünmeye gerek yok! Doğaldır ki Başbakan’ın dediği oldu! Bunun böyle olacağını da aylar önce AKP Bursa Milletvekili Altan Karapaşaoğlu söylemişti. Bir önceki dönem AKP Merkez Karar Yönetim Kurulu üyesi de olan Karapaşaoğlu, Olay gazetesinden Nihat Nasır’a şöyle demeç vermişti: “Başbakan, bunun hesabını sorar!” *** Mayıs 2009’dan Temmuz 2010’a… Gelinen noktada Başbakan Erdoğan’ın, tıpkı Karapaşaoğlu’nun söylediği gibi kongre sürecinde yaşananlarının hesabını sorduğunu, üstelik birkaç hesabı birden kapatmaya başladığını görüyoruz. Kapatmaya başladığı, diyorum. Zira hesap henüz tam anlamıyla kapanmadı. Çünkü yaşanmışlıklar da ortada duruyor, söylenenler de… *** Devlet Bakanı Faruk Çelik’in yaptığı açıklamalar, gün gibi aklımızda… “Aralarında Bursa’nın da bulunduğu 28 ilde mevcut başkanlarla devam edilmesini istiyorsunuz. Ancak bu kararı milletvekillerine değil, birileri vasıtasıyla medyaya tebliğ ediyorsunuz.” “Sorumluluğunuz arttıkça hassasiyetinizi de artırmanız gerekir.” “Partide bir emeğimiz var, il başkanlığını beraber belirleyelim dedik, ama sen Başbakan’ın adayıysan, hayırlı olsun kardeşim!..” *** Ekim 2009’da, Almira’da yapılan bir ‘atış serbest’ toplantısında söylenen bu sözlerin ardından, Meydan’dan Yüksel Baysal, şöyle yazacaktı: “Sedat Yalçın’a, ‘Madem Başbakan’ın adayısın, gelip seni kurtarsaydı’ restini, bugün hangi babayiğit politikacı çekebilir?” O babayiğit politikacı Faruk Çelik’ten başkası değildi. Değildi de… Baysal’ın yazısının devamında dediği gibi sırada ikinci, hatta üçüncü raundlar vardı. İşte politikada babayiğitliğin de bir yere kadar söktüğünü, dosta düşmana gösterdiler. *** Peki, bundan sonra ne olur? Anımsayın, 22 Temmuz seçimlerinde neredeyse hiçbir bakan kendi seçim çevresinden aday olamadı. Anlı şanlı Kemal Abi bile önce İstanbul’dan Eskişehir’e sürüldü, sonra da eldeki bulgurdan oldu. Aynı yöntem yine uygulanır mı? Uzun süredir kulaktan kulağa söylenmesine karşın ancak son günlerde yazılıp çizilmeye başlanan ‘Bursa’ya Bülent Abi’ formülü devreye girerse Bakan Çelik’in durumu nice olur? Bursa’dan değil de Artvin’den mi aday yapılır? Yoksa aklımızın ucuna bile gelmeyecek bir yere mi gönderilir? Yoksa?.. *** Bütün bu sürecin en masum iki aktörü yer değiştirdi, geçen hafta. 14 ay önce Sedat Yalçın’ı çiçeklerle uğurlayan Nagip Vardar, tüm iyi niyetine karşın etkin bir il başkanı olamadı. İstifası istendiğinde bile “Sorgulamam, sorgulayamam” diyerek, biat eden tavrını sürdürdü. Bu nedenle de giderayak gazete yazıcılarının hışmına uğradı. Biat eden sadece Vardar mı? Bana kalırsa Yalçın’ın durumu da pek farklı değil. Yeniden il başkanlığına atanmasını “Görev değişiklikleri sistem içindedir” diyerek geçiştiriyor Yalçın. O kadar basit mi? AKP Genel Merkezi ve hatta Başbakan, kongreye neden sokulmadığı konusunda bir açıklama yaptı mı Yalçın’a. Yapmak zorunda değil mi? Geçmiş, üzerine sünger çekilince unutuluyor mu? Benim tanıdığım Sedat Yalçın, “Ben teşkilat yöneticiliğinde sıramı savdım” demeliydi, diyebilmeliydi! Türkiye ile ilgili proje dosyalarını Bakanların, Başbakan’ın önüne koymalıydı! Yapmadı… Belki de kendisine gereksinim duyulmasının hazzını yaşadı! *** Evet, bu dönemde AKP’nin Yalçın’a gereksinimi var. Anayasa değişikliği gibi karmaşık bir konuyu halka anlatması gerekiyor. Prof. Dr. Beşir Atalay’ın en iyi öğrencisi Yalçın’ın birinci ve asıl görevi, anayasa değişikliğinin anlamını önce AKP tabanına, sonra da yüzergezer oy sahiplerine en iyi şekilde anlatarak, halkı ikna etmek… “Bu ceket Türkiye’ye dar geliyor” diyerek işe başlayan Yalçın, göreceksiniz, anayasa değişikliğinin getireceği değişimi en iyi anlatan isimlerden biri olacak!.. Tabii AKP bakış açısıyla… Böylece Bursa’dan ‘kocaman bir evet’ bekleyen Başbakan, düş kırıklığına uğramayacak! Yaşayıp göreceğiz! Ancak açık olan bir nokta var… 12 Eylül, Yalçın’ın politik yaşamında çok önemli bir dönemeç olacak. Kamuoyu kahverengi ile beyaz arasında gidip geliyor. 12 Eylül gecesi Bursa ağarırsa Yalçın’ın politik geleceği apak olur. Yok, tersi olursa… İşte o zaman yandı gülüm keten helva… Esat Kaplan'ın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|

