| Vicdan |
| Pazartesi, 12 Nisan 2010 14:01 | |||
![]() Türkiye’nin ‘emekli’ medya imparatoru Aydın Doğan, geçen hafta Bursa’daydı. Bursa Gazeteciler Cemiyeti ile Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği ‘Aydınlarla Yüz Yüze’ söyleşilerinin konuğu oldu. Doğan’ın en çarpıcı, daha çok haber değeri taşıyan sözleri, kuşkusuz Emin Çölaşan ile ilgili sözleriydi. “Emin Çölaşan içimde bir yaradır” diyordu Doğan. Ancak ben gazeteciliğe ilişkin açıklamalarını daha dikkatli okumaya çalıştım. Gazeteciliği parası az, fiyakası bol bir meslek olarak nitelendirmiş Aydın Doğan. “Eğer gazeteciliği adam gibi yaparsanız en şerefli meslektir” demiş. Doğru, ama eksik söylemiş! Gazeteciliği adam gibi yapanların hiç kimseye yaranamayacağını, hele hele iktidarların hiç hoşuna gitmeyeceği gerçeğini es geçmiş. Adam gibi gazetecilerin yazgısında mahpusluk da vardır, dememiş! İşte Mustafa Balbay… Tam 404 gündür Silivri’de tutuklu Balbay, 404 gün… Kaçar mı Balbay, delilleri mi karartır? Tutuklu yargılanmasını gerektirecek nedenler nelerdir? Savunmasını Kasım 2009’da yaptı, Balbay. “Gazeteci yaşadığı çağın tanığıdır. Savcılar beni yaşadığım çağın sanığı yapmak istiyor” diyerek, tutuklanmasına gerekçe gösterilen ‘notları’nın, gazetecilik yaparken topladığı belgelerin… mesleğinin gereği olduğunu anlatmaya çalıştı. Ne var ki olmadı. Balbay eşine, çocuklarına, mesleğine kavuşamadı. Yine de mahkeme salonlarında bu mesleğin ne olduğunu anlatmaya devam ediyor. Geçen hafta yapılan duruşmada söz alan Mustafa Balbay’ın kimi açıklamaları da basına yansıdı. Bakın neler söylüyor Baybal: “(Ünlü ‘Genç subaylar tedirgin’ haberini anımsatarak) Duyumlar gazeteci tarafından yazıldığında darbe mi olur? Bir gerilimi okurla paylaşmak suçsa, bu suçu işledim. Bu, darbeye zemin değil. Türkiye’den vazgeçtim, üçüncü dünya ülkelerinde bile gazete haberiyle darbe olmaz.” “Belgelere dayalı gazeteciliği Balbay yapınca suç, Baransu yapınca ödül mü vereceğiz? Baransu’yu kutluyorum, ama ben eşitlik istiyorum. Bu ülkede yargılanma eşitliği istiyorum. Adil, hızlı, tutuksuz ve eşit yargılayın. Aynı işi yapan iki kişiden biri ödüllendirilirken, ötekinin tutuklanmasına, hukuk devletini bir yana bırakalım yargı, yasa devleti diyebilir miyiz?” Balbay, o ünlü ‘Genç subaylar tedirgin’ haberini yapan Cumhuriyet gazetesinin (o dönemdeki) Ankara Temsilcisi. Mehmet Baransu, son dönemdeki darbe iddialarını gündeme taşıyan Taraf gazetesinin muhabiri. İki gazeteci düşünün. İkisi de TSK’daki birtakım gelişmeleri kamuoyuna duyuran haberler yapıyor. İkisi de darbe iddialarını gündeme taşıyor. Ama biri darbeci, öteki gazeteci oluyor. Biri elindeki notlardan; belgelerden ötürü tutuklanıyor, ötekinin belgeleri deprem yaratan soruşturmalara kaynaklık ediyor. Orta yerde duran bu çelişki karşısında maalesef çoğu gazeteci devekuşu rolü yapıyor. Perihan Mağden gibi eline kim kalem verdiyse rahmet okuduğum bazıları da “Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay’a hiç bir şekilde acımıyorum. İçerde olmaları gerektiğini düşünüyorum” diyerek, ‘hakiki demokrat’ olduğunu savunuyor. Demek ki hakiki demokrat olmak için vicdan sahibi olmamak gerekiyor. Kimse Balbay yargılanmasın demiyor. Özgürlüğü niçin kısıtlanıyor, niye içeride, dışarıda olsa bir yere mi gidecek, gidecek olsa fırsatı varken kaçmaz mıydı? “Tutuklandığımda oğlum 9 aylıktı, şimdi 2 yaşında. Dayanamıyorum, görüşmeye çağırıyorum, aradaki camı pencere sanıp açmaya çalışıyor. Kızım, babaları hapis yatan, cinayete kurban giden çocukları inceliyor. Bu bir sosyal olgu. Elinizi vicdanınıza koyun” diyor, Balbay… Ya sabır diyorum ben de… Ya sabır!.. Esat Kaplan'ın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|

