Türkiye’nin yeni elbisesi
Pazartesi, 26 Ekim 2009 14:10


Hafıza-i beşer nisyan ile malul ya, tazelemekte yarar var:
İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın, kamuoyunda büyük beklenti yaratan, ancak sadece ‘hükümetin Kürt açılımı yapacağını’ söylemekle yetindiği, 29 Temmuz’daki basın toplantısını anımsayın. “Benden öze ilişkin bir açıklama beklemeyin, size üslup ve yöntemi açıklayacağım. Hassas konularda üslup ve yöntem, işin özünden daha öne geçebilmektedir” demişti Atalay.
Gelinen nokta da görülüyor ki usul gerçekten çok önemli. Hele söz konusu olan hukuksa!
Hadi, güvenlik gerekçesiyle Türkiye’nin batısına değil de Birleşmiş Milletlerin Mahmur’daki mülteci kampına sığınan sempatizan ya da potansiyel örgüt üyelerine söyleyecek sözümüz olmasın. Olmasın da teröristim diye bas bas bağıran 5 kişiye gösterilen özel ilgiye ne diyelim?
Savcı hazır, yargıç beklemede!
Teröristler, Habur Sınır Kapısı’nda kurulan mahkemede serbest bırakılıyorlar!
Kıt hukuk bilgim, neden ya da nasıl olup da serbest kaldıklarını açıklamaya yeterli değil. Ama ifade verirken yeni suçlar işlemelerini, buna karşılık hiçbir müeyyide ile karşılaşmamalarını; yargıç önünde kimi ifadelerin kayda geçmediği iddiasını ve seçim otobüsünden etrafa karanfil saçmalarını anlamak mümkün değil!
Hele hele toplumsal tepki yaratacağı açıkça belli olan bir teslim törenine izin verilmesini anlamak, hiç mümkün değil!
Özcesi, böyle bir usul hangi hukuk devletinde var?
Hani üslup ve yöntem, işin özünden daha öndeydi?
Teslim töreninin hukukla açıklanmaya muhtaç pek çok yönü var kuşkusuz.
İşin esas kısmında ise küresel politikanın bölge için biçtiği yeni elbisenin parça parça Türkiye’ye giydirildiği görülüyor. 
İktidarın adını değiştire değiştire ‘milli birlik’ projesine dönüştürdüğü açılımda, İmralı’da yatan terörist devreye girmese, Öcalan’ın kamuoyuna bir türlü açıklanamayan yol haritası işlemeye başlamasa, dağdan inişler başlar mıydı?
Daha düne kadar büyük komşumuz ABD’nin izni olmadan sınır ötesi operasyon bile yapamazken, şimdi ne oldu da Kandilli teröristler barış elçisi oluverdi?
Ağa babaları höt demese, Türkiye’ye bir Kürt kedisi bile vermem diyen Irak Cumhurbaşkanı, şimdi neden sus pus oldu?
Barış iklimi oluşturmak üzere çıkılan yolda, bırakın düş kırıklığını, şimdiden yeni acılar yaratıldığı görmemek için kör olmak gerekiyor. Toplumsal tepki, bana, iktidarın bu çetrefil konu üzerinde 7 yıl değil, neredeyse hiç kafa yormadığını düşündürtüyor. Böyle bir tabloda Türkiye’nin aslında küresel bir aktör olduğunu ve gelişmelere yön verdiğini söylemek mümkün mü? Başka deyişle her şey devletin kontrolünde mi?
Önümüzdeki süreç bu soruya daha net bir yanıt verecek. Şimdilik, son Milli Güvenlik Kurulu toplantısının ardından gelişmelere hiç atıf yapılmaması ve Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamalara bir mim koyup geçelim. Ancak öyle görünüyor ki iktidar, hukuk usulünün açıklayamadığı dağdan inişleri, daha gelecekler var, diyerek devlet politikası haline getirmeye çalışıyor. Devletin bilgisi dışında hiçbir gelişme yaşanmıyor havası yayıyor.
Velhasıl Türkiye, küresel satranç tahtasının üzerindeki garip bir piyon gibi bir o yana bir bu yana sürükleniyor! İşler sarpa sardıkça da herkes, Türkiye’ye sunulan küresel çözümü, iç politikada oya dönüştürme planları yapıyor.
İmralı’dan çakılan işaretle ortaya çıkan gelişmeler, Kürt politikasını şekillendirmeye çalışan birden fazla adres olduğunu gösterdi. Habur’da yaşananlardan pek hazzetmeyen DTP’nin, kitle üzerinde aslında çok etkili olamadığı da ortaya çıktı. DTP’den gelen sağduyu çağrıları boşuna değil. Çünkü Habur’da sahnelenen oyunda, onlara sadece figüran rolü verilmişti. Bunu geç fark ettiler!..
AKP ise en iyi yaptığı işi yapıyor. Bölge insanına, DTP seçmenine ‘bakın sorunu çözüyorum’ derken, iktidar gücüyle izin verdiği oyunun faturasını DTP’ye kesiyor. Avrupa’dan inişlerin önünü de şimdilik keserek tabanına nefes aldırıyor. 
Cumhuriyeti bir türlü hazmedemeyen liberallerin ise bir beklentisi yok. Onlar, Osmanlı olsaydı Öcalan’ı önce paşa yapardı, ardından da Diyarbakır’a vali tayin ederdi diyerek, iktidara yol gösteriyor.
Paşa olur mu bilmem, ama böyle giderse Öcalan’ın siyaset yapıp yapmayacağını konuşmaya başlamamız yakındır.
Sanki yapmıyormuş gibi!..

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız